tesettür ve felsefe konular
Almanca hep-öyle-olma (so-sein) terimi eskiden nelik (mahiyet, Wesen, Essenz) karşılığı kullanılırdı. Neliğin incelenmesinde iki temel yapı Oltaya çıkar; kategoriler ve transendentaller.Kategori terimi, Batı felsefesinde kategoriler öğretisinin kurucusu olan Aristoteles (384/83-322) tarafından hukuk dilinden alınarak kullanılmıştır. Terim, "bir konuyu (davayı) agorada (yani herkesin önünde) yargıç önüne getirmek, bir sözlü savunmaya, bir apolojiye başvurmak" anlamını taşır ve felsefi terminolojiye buradan geçmiştir. Terim bir temel sorunu içinde barındırır. O önce basit olarak saptanmış bir ifadeyi imler ve "kategorik yargı", "kategorik imperatif gibi terimlerde bu anlamda kullanılır. Ama aynı terimle varolanların objektif kavranılışı da kastedilir. Özellikle ikinci anlamıyla o şunu ifade eder: "Varolanlardan
11çeşitJi anlamlarda söz edilir ki, bunlar kategon formlan ol Çünkü bu ifadelerin çok sayıda türü vardır; varlık çok sa>^da şır." Ama bu Aristotelesçi kategori anlayışı bir nesnelci anla^,',"^' sa Yeniçağın öznelci felsefesinde ve öznelci ontolojisinde, rak, kategorilerin yalnızca öznel ifade formları olduklan, onlannf çekliği özne açısından ifade edebilecekleri, dolayısıyla "vardır" sö^ günün ancak bu öznel anlam içinde kullanılabileceği ileri siiriilınüjijjj Örneğin Kant için kategoriler, "yalnızca bir mantıksal olanağı görüdeki çokluğu bir bilinç içinde a priori birleştiren düşünme fom,|, nndan başka hiçbir şey değildir" ve bu halleriyle ancak deneyimjj mantıksal koşullan" sayılabilirler.
Böylece, daha önce ilkeler üstüne genel olarak söylenmiş olan şeyler, burada kategoriler için de geçerlidir. Örneğin günümüzde kate. gori kavramı çok çeşitli anlamlarda kullanılmakta, yaşama kaiegorile ri'nden (Dilthey), "tarihsel kategoriler "den söz edilmektedir. Hatta gi. nümüzde kategori kavramı genel kavram olma niteliğini bile yitirmi; görünmekte, daha çok "tip" anlamında kullanılmaktır.
Kategorilerin sayısı konusu da oldukça tartışmalıdır. Burada tek bir kategoriden sınırsız sayıda kategorilere kadar gidilebilmektedir. Örneğin, N. Hartmann (1882-1950)'ın "kategori çözümlemesi" bu konuyu ele alır.tesettür Bazdan töz (substanz) kategorisini, bazdan ise bağıntı (re-lation) kategorisini temel kategori sayarlar. Bazdan ise buna da karşı çıkar ve anlamlı bir kategoriler levhası yapmanın, birlikli bir kategoriler "dedüksiyon”una ulaşmanın olanaklı olmadığını, bu iş için hiçbir ilkenin bulunmadığını söylerler. Başka bazdan ise kategorilerin ancak fenomenleri bilmede başvurulan "inşalar" (Konstruktion) olabileceklerini söylerler.
Tüm bu çeşitli kategori yommlanna bakıldığında, kategoriler konusuna yine de Aristoteles’ten hareketle eğilmek uygun olur Aristoteles şu kategorileri sayar: töz. nicelik, nitelik, bağıntı (görelilik) yer (uzay), zaman, durum, sahip olma, etki, edilgi. Son dördü önem baJa-
mından son sırayı alırlar. Öbürleri ise iki gruba ayrılırlar. Bir yanda töz yer alır, öbür yanda ilinekler (Akzident) ve öznitelikler (Atribut).
İlk ve temel kategori tözdür (ousia). Daha sonraları buna "en altta bulunan" ve ilineklerin "taşıyıcısı" anlamında suhstanz da denmiştir (sub-stare; en altta olmak, taşımak). Ancak Aristoteles'in ”ousia"sı ile "substanz" arasında daha sonralan bir anlam farklılığı da ortaya çıkmıştır ve aynca "substanz" da felsefe tarihi içinde bir anlam daralmasına uğramıştır. Aristoteles'e göre töz, kendi başına olan, bir başka şey içinde olmayan ve bir başka şey için söylenmemiş olan şeydir. Buna göre Aristoteles için bir önermede özne tözü temsil eder, yüklem ise töz durumundaki özneyi ilineksel yoldan tanımlar. Durum bu olunca da, önermeler, töz-ilinek bağıntısını bir rastlantısallık bağıntısı olarak yansıtırlar. Ama Aristoteles ilinekleri de iki gruba ayırmış, töze ait, zorunlu olarak tözde bulunan ilineklerden söz ederek, bunlara "tözsel ilinekler" veya "öznitelikler" (Attribut) demiştir. Örneğin ruh ve akıl sahibi olmak insanın tözsel ilinekleri (öznitelik); saç rengi, görünüş ise tözsel olmayan ilinekler sayılmıştır.tesettür Böylece Aristoteles'le birlikte töz ile ilinek arasında açık bir gerginlik ortaya çıkmıştır. Töz-ilinek bağıntısı Aristoteles'de aşağıdaki tabloda görüldüğü şekilde kurulmuştur.
Töz. değişmeye karşı değişmez kalan şeydir ve ama d “ gelişmeyi olanaklı kılar. O. tüm görünüşlerin sebebi olaraklT şeydir ve herşeyi belirleyendir; tüm çokluk, değişme ve görünü^l^' sında bir-olan'dır. O bilgide doğruluk (hakikat) sebebidir ve ayn,^^' manda tüm ahlâksal eylemlerin de değer-sebebidir (Wert-grund) Kıf cası, Aristoteles için "Töz herşeyin ilkesidir."
Tözün birliği, iki temel eIemandan,/o/m ve maddeden oluşur, Bu rada Aristoteles, Öreklerin eski ve geleneksel gerçeklik modelini be. nimser. Bu, mitolojik kökenli bir gerçeklik modelidir. Grek mitolojisin, de tüm canlılar eril (maskulin, maennlich) ve yaratıcı etkenlerle dişi] (feminen, vveiblich) ve edilgen etkenlerin birlikteliği ilkesine göre meydana gelirler ki, Aristoteles'in ontolojisinin temel motifi de budur. Yaşlı Platon üzerinden geçerek, bu öğreti, giderek form-madde öğreıi-sine dönüşür. Burada töz, daha geniş anlamda bütün olarak anlaşılır; ama dar anlamda yalnız form anlamını kazanır. Böyle olunca, gerçek olan herşey, eğer "var" iseler, bir form ve madde birliğini serimler. Ama töz daima form olarak, tözsel belirleyici olarak görünür. Bu konumuyla da, daha sonra ilk-neden (Ursache) işlevini de yüklenir.
Buradan hareketle, tüm gerçeklik alanında bir ilk varlığın, bir ilk ilkenin (Urprinzip) bulunmasının ve bunun sonradan Hıristiyanlık tarafından bir kişileştirilmiş Tanrı anlamına gelmiş olmasının ve gerçekliğin tözünü onun belirlemiş sayılmasının ne ifade ettiği anlaşılabilir. Hıristiyanlığın ünlü üçleme (Trinite, teslis) anlayışı ne var ki güçlükler içerir. Örneğin töz (Tann) aynı zamanda nasıl üç kişilikli olabilir? Üçleme tartışmasında ilk kez Boethius tarafından yapılan ve daha sonra-lan da geçerli sayılacak olan kişi tanımı yönlendirici olmuştur. Ancak Boethius un Tannyı tinsel doğanın tekil tözü" olarak tanımlaması, daha sonraları açık bir tanımlama sayılmamıştır. Ama sonuç olarak, Hıristiyanlıkla birlikte töz kavramına başka anlamlar da yüklenmiş oluyordu. Durum bu olunca, töz kavramı Aristotelesçi anlamda "ilk tözler" olarak üç kişiliğin birliğini niye göstermesindi? Nominalizm bunu öğretmiş ve evrenseller tartışmasında bunu savunmuştur. Buna karşılık
kavram realizmi, Platoncu anlamda evrensellerin (tümellerin) bağımsızlığını savunmuştur (universalia in rebus). Aquino'lu Thomas gibi realistler için tümeller bizzat nesnelerin içindedir (universalia in rebus). Ama insan açısından bakıldığında burada aşılmaz güçlükler ortaya çıkmıştır. Thomas, tekil şeylerin madde aracılığıyla, yani cisimleşme ile meydana geldiklerini söylemiştir {individııation ilkesi). Ama böyle olunca tinsel olan şeylere de tekillik uygun düşecektir. Sonuç olarak cisimsel şeylerin tekilliği kabul edilir ki, böylece eski atom öğretisi yeniden gündeme gelir. Bu, sonuç olarak, yalnız tekiller varsa hiçbir genelin olmayacağı demektir. Dolayısıyla genellik artık nesnelerin içinde değil, olsa olsa ancak öznede temelini bulabilir. İşte Yeniçağın öznelci töz anlayışı bu yolla doğmuş olur. Artık eski nesnelci töz kavramı bir yana bırakılır. Veya töz denince, artık yalnızca kendinin bilincindeki hen, kişi anlaşılır. Em-pirizm ise, daha sonra bu öznelci töz anlayışını da terkeder.
Bu belirtilenlerle töz sorununun günümüzdeki durumuna da gelmiş oluruz. Kavram, günümüzde giderek artan bir şekilde yadsınmaktadır. Bu durum özellikle insani olmayan alanda, yani doğa bilimlerinin konusu olan doğa alanında açıkça görülmektedir. Yani doğa bilimleri töz kavramını tamamen dışlamaktadır. İnsani alanda ise, töz kavramına başvurulmasa da öz (Wesen), kişilik vb. gibi ikame edici kavramlara başvurulduğu görülmektedir.
D. 5. İLİNEKLER
İlineklerin tözle ve birbirleriyle ilişkisi üstüne yukanda söz etmiştik. Şimdi temel ilinekleri tek tek ele alabiliriz. Nitelik, nelik veya öz (Wesen) karşısında çok önemli bir yere sahiptir. Hatta o giderek neli-ğin veya özün yerini bile almıştır. Özellikle öznitelik (Wesensqualita-et) teriminde bunu açıkça görürüz. Örneğin Descartes, "tinsel töz" ve "yer kaplayan töz"ü iki ana gerçeklik alanı olarak birbirlerinin karşısına koyar. Nitelik eskiden bir "potensia" olarak kavranıyordu.tesettür Töz "kendisi için başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan" olarak anlaşılırken; nite-
nomenolojik yönelimli felsefe akımlarında niteliğin yeniden eski kj ranılışına bir dönüş olduğu gözlenmektedir.
Nicelik ile birlikte işlevleri öncelikle düzen belirlenimi yapmj^ olan (oysa nitelik daha çok özgül belirlenimi ifade eder) bir başka i|j. nek grubuna geçilir ki, bu grup geleneksel ontolojide iki önemli yöniiy. le belirlenir. Bir yandan, nicelik belirli bir gerçeklik alanıyla sınırlanır ve böyle olunca Tanrı, melek ve ruh, artık niceliksel yoldan kavramla, maz sayılır (örneğin ruh için uzay ve zaman içinde olmak geçerli değil, dir). Öbür yandan, nicelik ilineği, süreklilik ve birlik açısından yorumlanır. Nicelik ilineği, varolanlann birliği ve ardışıklığını ifade eder. Örneğin matematikteki kümeler öğretisi, bir birlik oluşturan elemanlann an arda sıralanabilmeleri varsayımına dayanır. Bir çokluğu belli bir birim ölçüte (bir birliğe) göre sayma ve ölçme olanağı da bu yolla elde edilmiş olur.
Böylece nicelik, birlik-çokluk ilişkisi içinde kavranır. Çokluk süreksiz nicelik olarak anlaşılır ve sayı denen bir birliğe göre ölçülür. Örneğin Aristoteles, saymayı, bugün de geçerli bir formül içinde, çokluğu birlikle ölçmek" olarak belirler. Aritmetiğin ontolojik temelleri ve buna bağlı olarak kümeler öğretisi buna dayanır. Oysa geometri daha çok sürekli nicelik içinde temellenir. Nicelik kategorisinde birlik ve çokluk yanında bir üçüncü nicelik formu olarak yoğunluktan da (inten-site) söz edilir ve bu "niteliksel nicelik" olarak anlaşılır.
Daha sonra gelen bağıntı (relation) kategorisi, en önemli ve en sorunlu kategoridir. Tözcü bir ontolojide, bu kategori üç yönüyle karak-terize olan bir ilinek olarak anlaşılır.tesettür Onun taşıyıcısı, bağıntı kuran özne (bağıntı öznesij’dir; daha sonra bağıntı "terim"i ve son olarak bağıntı sebebi (ratio relationis) gelir. Örneğin baba bağıntı öznesi, oğul bağıntı terimi, babalık ise bağıntı sebebidir. B. Russell'dan bu yana bu ko
nuda relevans, relatum ve relatio sözcükleri kullanılmaktadır. Bu realist yorum karşısında bir yandan idealist ve öbür yandan hağıntısalcı (relationalist) yorumlar yer alır. Örneğin idealist Leibniz, bağıntıyı insanın kurduğunu ileri sürer. Bağıntısalcı yorum ise, her iki relata'ya göre ikincil olan verili şeyi bağıntı için geçerli sayar.
Bu kuramsal bağıntı kavrayışı özellikle insan açısından önem taşır. Bu kavrayışı insana uyguladığımızda şunu görürüz: İlk olarak insan bağıntı öznesidir; ikinci durumda bir soyut birey, bir teklik (Individu-um) olarak anlaşılır ve son olarak o bir bağıntısal işlev bağlamının ürününden başka bir şey değildir. Yani insan, içsel yoldan verili olanaklı çağnşımlann bir birlikteliği olarak kavranabileceği gibi, dış koşullann, toplumun ve çevrenin ürünü olarak, yani yalnızca belirli bir "rol" ile işlev kazanan "varlık" olarak da, ancak bağıntısal yoldan kavranabilir.
Bağıntıyı, şeyler arasındaki ortak yönlere ve farklılıklara göre düzenleyebiliriz ve olumlu bağıntı ile olumsuz bağıntıdan söz edebiliriz. Olumsuz bağıntıyı bazı durumlarda karşıtlık olarak da tanıyabiliriz. Giderek, statik bağıntı ve dinamik bağıntı aynmı da yapabilir ve dinamik bağıntıyı i^lev olarak gösterebiliriz. Daha sonra, yalnız iki biçimli (di-yadik) değil, hatta üç biçimli (triyadik) ve çok biçimli (poliyadik) bağıntılara sahip olabiliriz.tesettür
