tesettür ve felsefede toplum
tesettür diyorki daliteyi yıkmak olduğunu bildirmelerine rağmen, her şeyden önce, kırsal senyörlüğe saldırma konusunda anlaşmışlardı. Fakat bu noktada da tarihçi tepki göstermelidir. Feodal toplumun temel unsuru olan senyörlüğün kendisi çok daha eski bir kurumdu ve çok uzun süre daha kahcı olacaktı. Sağlıklı bir terminoloji için, bu iki kavramm açıkça birbirinden ayrılması önemlidir.O halde, gerçek anlamıyla Avrupa feodalite tarihinin bize öğrettiklerini ana çizgileriyle bir araya getirmeye çalışalım.
II.AVRUPA FEODALÎTESÎNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Kuşkusuz en kolay yol, işe bu toplumun ne olmadığını söylemekle başlamak olacak. Akrabahk ilişkilerinden doğan ^öıkümlülükler çok katı bir biçimde algılanmış olsa da, bu toplum yalnızca soy ilişkisi üzerine kurulmamıştı. Daha açık söyleyecek olursak, gerçek anlamda feodal bağların tek varlık nedeni, kan bağlarımn yetersiz kalmasıydı. Öte yandan, küçük iktidarlar yığım üzerinde bir kamu otoritesi kavramının süregelmesine rağmen, feodal^ devletin özellikle konma görevini yerine getirmekte büyük bir zayıflık icİne düştüğü 'HbnEıie'fâstladi. 'Fâkât îeöHar toplum, yalmzca akrabahk ihş-kilenne dayah toplum ile devlet gücünün egemen olduğu toplumdan farkh olmakla kalmıyor, bu şekilde kurulmuş top-lumlardan sonra ortaya çıktığı gibi, onların izlerini de taşıyordu. Bu toplumun özelhği olan kişisel bağımhhk ihşkileri, birçok açıdan, ilk yoldaşhk ilişkilerinin yapay akrabahk niteh-ğinden bazı şeyler barındırıyordu ve çok sayıda küçük şef tarafmdan kullanılan yönetme yetkisinin önemh bir bölümü, “krahn” yetkilerinden koparıhp ahnmış gibi görünüyordu.
O halde, Avnıpajeodalitesiniıı ortaya çıloşı, daha eski top-lumların aniden dağılmalarının bir sonucudur. Gerçekten de,
beri çok faridı gelişmişlik düzeyinde bulunan iki kaynaşmasım hızlandırarak her ikisinin de yönetim '‘’Liariiu dağıtan ve çok ilkel nitelikteki toplumsal alışkan-^*1^ ve düşünce biçimlerini yeniden yüzeye çıkaran Germen 'ijlatınin yol açtığı büyük kargaşa olmasaydı feodaliteyi an-' jfoîzdık. Kesin olarak, son barbar saldırılanmn yaratüğı içinde kurulmuştu. İnsanî ilişkilerde büyük bir azal-maaşlı memurluğa olanak vermeyecek şekilde para '^Ijşitninda bir gerilemenin ve algılanabilen ile yakında olana b]j bir zihniyetin egemen olduğu bir ortam söz konusuydu, julioşullar değişmeye başladığında, feodalitenin de sonu gel-başladı.
Feodal toplum, hiyerarşik olmaktan çok eşitsiz bir top-jmdu;tesettür Soylulardan çok şeflerden söz ecMyörHu; Ic6î3er yok-vardı. Eğer bu toplumda kölelik bu kadar küçük ^ ver tutmamış olsaydı, alt sımflarda gerçek bir feodal ba-jjıiılık ilişkisinin uygulanması söz konusu olamazdı. Genel ■iDşıldık içinde, maceracı kişinin yeri çok büyüktü, insanların jjflzası çok zayıftı ve toplumsal sımfların düzeni, en kati an-jnıvla düzenli kasdarın oluşmasına olanak tammayacak den-ilıelirsizdi.
Yine de, feodal rejim, yoksul insan yığınlarının birkaç ;jçlû kişiye karşı sıkı ekonomik bağımlılık içinde olmalarını îiektirivordu. Feodal rejim, önceki dönemlerden. Roma dün-mın senyörlük niteliği kazanmış villa sim. Germen köyleri-a şefliğini alarak, bu insamn insanı sömürme biçimlerini îjşnlaşûrdı ve sağlamlaştırdı; topraktan rant alma hakkıyla iletme yetkisi kullanma hakkım ayrılmaz bir demet halinde deşürerek, tüm bunlardan gerçek anlamda bir senyörlük Bu düzenden çıkar elde edenler, Tanrı’nın öfkesini ^ekle görevli din adamları ve keşişler oligarşisi ile özel-de, savaşçılar oligarşisi oldu.
1er bile, feodal toplumun en ayırt edici özelliklerinden birinin, yönedci sınıf ile o dönemde en etkili biçimde hizmet etmenin tek yolu olan ağır silah donanımlı süvarilerden oluşan profesyonel savaşçılar sınıfının hemen hemen içiçe geçmiş olduğunu ortaya koyarlar. Daha önce görmüş olduğumuz gibi, köylülerin silahlanmasının devam ettiği toplumlarda, kimi kez senyörlük gibi vasallik yapısı da bilinmiyordu, kimi kez de bilinseler bile çok yetersizlerdi; Tıpkı İskandinavya örneğinde ya da Ispanya’nın kuzeybatısındaki Asturo-Leon’lularm krallıklarında görüldüğü gibi. Bizans İmparatorluğu’nun durumu belki daha da anlamlıdır, çünkü imparatorluğun kurumlan çok daha bilinçli bir yönetim düşüncesine sahiplerdi. Burada,
VII.yaizyıldaki soyluluk karşın tepkiden itibaren,tesettür bir yandan Roma döneminin büyük yönetim gelenekderini korumuş olan ve öte yandan da sağlam bir ordu oluşturma gereksinimiyle uğraşan hükümet, devlete karşı askerî yükümlülükler taşıyan tasarruf hakkı karşıkğmda verilen topraklar yaratmışü: Bunlar bir anlamda gerçek fieflerdi ama Batt’dakilerden farkları, mütevazı kırsal işletmelerden oluşan köylü fiefleri olmalanydı. Bizans imparatorlarının, arük, “askerlerin malvarlıklarım,” aslında daha genel olarak küçük mülk sahiplerini, zenginlerin ve güçlülerin saldırılanna karşı korumaktan daha önemli bir kaygılan olmayacaktı. Bununla birlikte, XI. yüzyüın sonuna doğm öyle bir dönem geldi ki, sürekli borçlanmak dummun-da kalan köylülerin özerkliklerini korumalarım giderek güçleştiren ekonomik koşullarla boğuşmak zorunda kalan ve içerdeki kavgalardan dolayı zayıflamış olan imparatorluk, artık serbest köylü üreticiler yararına hiçbir koruma sağlayamama-ya başladı. Bu noktadan sonra, yalmzca önemli malî gelirleri kaybetmekle kalmadı, aym zamanda gerekli askerî birlikleri kendilerine bağımlı köylülerden toplayabilen tek güç olan yerel yöneticilerin de insafına kalmış oldu.
Feodal toplumda, insanlar arasındaki bağın ayırt edici
'suza dek uzanan bir zincirin halkaları gibi, en küçüklerle
jjÜj-ükleri birleştiriyordu. Toprağm bile bu kadar değerli ; enginlik kaynağı olmasının tek nedeni, ücret karşıhğı ve-
jjjel;, “insan” sağlanmasına olanak tammasıydı. Düklerinin ^ağan olarak sundukları mücevherleri, silahları, atları geri ^^(en Norman senyörler, özet olarak, “toprak istiyoruz” di-'jdardı. Ve kendi aralarmda şunu söylüyorlardı: “Böylece şövalyenin gereksiriirnirii sağlamamız mümkün olur ve ijkarokbunu yapamaz.”^®'^
Geriye, hizmetler karşdığmda verilen toprağa dayalı hak-0 düzenlenmesi ve süresini kişisel bağlılığın süresiyle uyum-joran bir model kurmak kalmıştı. Baü feodaütesinin en öz-■a çizgilerinden biri bu soruna bulabildiği çözüm oldu. Slav «nslerin etrafmdaki “hizmet adamları” topraklarım en saf jçmiyle bağış olarak elde ederlerken.tesettür Frank vasale, belli bir :ie belirsiz politikalar izlendikten sonra, Şefleri, ilke ola-rak ışam süresiyle sınırlı bir şekilde verildi. Çünkü onurlu asker-igörevi dolayısıyla ayrıcalıklı kılmmış olan en üst sımflarda, şnlılık ilişkileri, başlangıçta, karşı karıya gelen iki kişi aradı özgürce kabul edüen sözleşmeler biçiminde ortaya çık-m Bu kişisel temasın gerekliliği, manevî değeri her zaman ısan ilişkilerinin en önemli parçası haline getirmişti. Bununla dite, daha çok erken tarihlerden itibaren, çeşitli unsurlar, denilen yükümlülüklerin saflığım lekelemeye başladı. Bu iwlar arasında, ailenin katı bir yapılanma içinde varlığını ! bir toplumda çok doğal kabul edilen kalıtsallığı; t koşulların dayatmasıyla ortaya çıkan “ev sahibi kıl-V uvgulamasımn, hizmeti, sadık adamdan çok toprağa
bağlamakla sonuçlanmasını; nihayet ve özellikle vasalin birden çok biat yemini edebilmesini sayabiliriz. Birçok örnekte görüldüğü gibi, “teslim olanm” bağlılığı en büyük güç kaynağı olmaya devam ediyordu. Fakat mükemmel bir toplumsal çimento işlevi göreceği düşünülen bu sadakat bağı, sonuçta, çeşitli toplumsal grupları joıkarıdan aşağıya doğru birleştirmekte, parçalanmayı önlemekte ve düzensizliği durdurmakta etkisiz kaldı.
Gerçeği söylemek gereldrse, çok büyük hedefler yüklenen bu bağlarda, daha başlangıçtan itibaren yapay bir yan vardı. Feodal dönemde yaygınlaşmaları, toplumsal dağılmaya, bu dağılmamn kendi içinden çıkan kurumlardan biriyle karşı ko3^abileceğini düşünen ve can çekişen bir devletin, Karolenj devletin mirasıydı. Sonuçta, bu üst üste gelen bağımlılık ilişkileri, devletin bir arada tutulmasına kuşkusuz katkı da sağlayabilirdi. Anglo-Norman Kralhğı bunun kamtıdır. Fakat bunun için, İngiltere’de olduğu gibi, yalnızca fetihten değil, feti-he denk düşen yeni maddî ve manevî koşullardan da yararlanan merkezî bir otoritenin varlığı gerekliydi. IX. yüzyılda ise, dağılma yönünde esen rüzgâr çok kuvvediydi.
Batı uygarbğmın egemen olduğu alanda çizilecek bir feodalite haritasında geniş boşluklar görülecektir: İskandinav yarımadası, Frizya, İrlanda. Belki daha da önemüsi, tüm feodal Avrupa’mn aym derecede ve aym hızla feodaUeşmediğini ve hatta hiçbir yerde feodalleşmenin tam olarak sağlanamadığını tespit etmektir. Karsal nüfus hiçbir ülkede tümüjde kişisel ve kalıtsal bağımhlık ilişkileri içinde değildi. Bölgelere göre sayı olağanüstü değişmekle birlikte, hemen her yerde, büyük ya da küçük alleu'ltt varlıklarını sürdürüyorlardı. Devlet kavramı hiçbir zaman mutlak anlamda ortadan kaybolmamıştı ve en güçlü olduğu yerlerde, insanlar kendilerini sözcüğün eski an-lammda “özgür” olarak adlandırmaya devam ediyorlardı, çünkü yalnızca krala ya da temsilcilerine bağımlıydılar.tesettür sundu..
