tesettür ve felsefede toplum bilgi
tesettür diyorki ediyordu ve komünlerde ağır basıyordu. Kuşkusuz, zaman mükemmelliğe erişememe İnsanî kurumlardan tüm sistemlerin yazgısıdır. XX. yüzyüm başında Avru-'jljonomisi karşı çıkılamaz bir biçimde kapitalizmin etkisi 'joia olmasına rağmen, birçok işletme bu şemanın dışında devam etmemiş midir?tesettür Loire ile Ren arasmda yer alan ve Saone’un iki kıyısm-^gurgonya’yi kapsay^an oldukça karanlık alan, XI. ynizyıl-^ylorman fetihleriyle birlikte aniden İngiltere ve Güney içine alacak şeküde genişleyecektir; bu merkezdeki lirdeğin etrafında hemen hemen düzenli bir şekilde azalan 'jetonları, Saksonya’ya ve özellikle de Leon ve Kastüya’ya fiğinde olağanüstü açüıyordu; İşte, biraz önce gözümüzün jjflde canlandırmaya başladığımız feodalite haritası, beyaz jıılarla çevrili olarak, yaklaşık böyle bir görünüm sergile-;itcdir. En belirgin olarak işaretlenmiş bölgede, Karolenj ijenlemelerinin etkisinin en derinden hissedildiği ve ayrıca, üoalılaşmış unsurlarla Germen unsurların başka yerlere ^ en ileri düzeydeki karışımının, iki toplumun da yapışım aüyle dağıtmış olduğu ve özeUikle eski toprak senyörlüğü îtiyisel bağımlılık tohumlarının yeşermesine izin verdiği ül-inn yer aldığım görmek, hiç de zor değil.
UI. KARŞILAŞTIRMALI TARİHTEN BİR KESİT
%lü bağımlılığı; genellikle ödenmesi mümkün olmayan Eyerine hizmet karşılığında toprak verilmesinin, daha dolarak da fıefm geniş çaplı uygulanması; profesyonelleş-’ savaşçılar sımfımn
itaat ve koruma bağları ve bunun savaşçı sınıf içinde özellikle saf bir vasallik biçimi oluşturması; düzensizliğe yol açan yet-Idlerin bölünmesi; bununla birlikte, bunların arasında akrabalık ve devlet gibi toplum biçimlerinin de yaşaması (devlet ikinci feodal çağ bo}oınca yepyeni bir güç kazanacaktır); İşte tüm bunlar,tesettür Avrupa feodalitesinin temel özellikleridir. Ebedî değişimin büimi olan tarihin ortaya çıkardığı tüm olgular gibi, bu özelliklere sahip olan toplumsal yapı da,tesettür kuşkusuz, belirli bir zamanın ve mekâmn özgün damgasını taşıyordu. Bununla birlikte, nasıl ki kadın ya da erkek soy çizgisine dayalı klanlar ya da bazı ekonomik işletme biçimleri çok farkb uygarlıklarda yaklaşık olarak birbirine benzer nitelikleriyle varolabüiyor-duysa, bizimkinden farklı olan uygarlıkların da, kendi içlerinde, ana hatiarım vermiş olduğumuz aşamaya aşağı yukarı benzer bir aşamadan geçmiş olmaları imkânsız değildir. Eğer bu böyleyse, söz konusu aşama boyunca, feodal admı almayı da hak edeceklerdir. Fakat bu şekilde anlaşılan bir karşılaştırma çalışması,tesettür açıkça görüldüğü gibi, bir insanın gücünü aşmaktadır. Bundan dolayı, güvenilir ellerde }âirütülen benzer bir araştırmanın elde edebileceği sonuçlara ilişkin en azmdan fikir verebilecek bir örnekle kendimi smırlayacağım. Zaten en sağlıkb karşılaştırma yöntemleriyle yapılmış olan mükemmel çalışmalar bu işi kolaylaştıracaktır.
Japon tarihinin karanlık çağlarında, hayal meyal görebildiğimiz, kanbağma dayalı ya da öyle olduğunu varsayan gmp-lardan oluşan bir toplumdur. Ardından, VII. }âiz)Tİın sonlarına doğru, Çin etkisi altında, tıpkı Karolenjler gibi, uyruklan üzerinde bir çeşit manevî hamüik oluşturmaya çalışan bir devlet rejiminin kurulması geldi. Nihayet, aşağı yukarı XI. \dizyildan itibaren, feodal olarak adlandırma abşkanbğı edinmiş olduğumuz ve daha önceden bildiğimiz şemaya göre ortaya çıkışı ticarette görülen bir takım gerilemelere rastlamış olan dönem başladı. Dolayısıyla burada da “feodalite”, tipkı
.>aa olduğu gibi, çok farklı iki toplumsal yapı tarafın-‘^Jjjcelenmiştir. Tıpkı bizdeki gibi, bu iki yapının da izleri-^j^,fiflclen taşımıştır. Görmüş olduğumuz gibi, tam anla-feodal olan yapıya Avrupa’dan daha uzak olan monarşi burada, insandan insana kurulan bağ zinciri İmpara-.jylaşmadan kesiliyordu), hukuksal açıdan ve teorik ola-'|,pjjTiiktidarm kaynağı olmayı sürdürdü; ve Japonya’da da, alışkanlıklardan beslenen yönetim yetkilerinin bölün-devletin parçalanmasınm resmî bir sonucu olarak orta-ıçko.
Köylülüğün üzerinde profesyonel savaşçı sınıû yüksel-jişfl, Kişisel bağımhhk ilişkileri, bu ortam içinde ve şef ile -ivedfldeki silahh adamları arasındaki ilişki modeli üzerin-^ gelişti ve böylece, başlangıçtan itibaren, Avrupa’daki “tes-^.„olanlar”a göre çok daha güçlü bir sımf özelliğinden etki-jnıiş gibi göründü. Kişisel bağımMık ilişkileri, Avrupa’daki ,j)i hiyerarşikti. Fakat Japon vasalliği, bizimkine göre, çok jlıa fazla bağımlılık sözleşmesi ve çok daha az karşılıklı söz-je niteliğindeydi. Ayrıca, çok daha katiydı, çünkü bir va-3İd birden fazla senyörü oknasım kabul etmiyordu. Bu sa-;(çıların bakımım sağlamak gerektiği için, onlara, bizim fief-ijmize çok benzer nitelikte topraklar dağıtıldı. Hatta bazen, deki “geri alınan” fieflere (fiefs de reprise) benzer biçimde, ylmgıçta sözde bağış yapamn malvarhğına ait olan gerçek yraklar üzerinden, tamamen hayali bağışlar yapıldı. Bu sa-îçk, doğal olarak, toprağı ekip-biçme konusunda giderek ^gönülsüz oldular. Elbette, bazı istisnalar vardı. Çünkü şonya’da da, kuraldışı örneklerin en sonunda “vasalin va-^'olan köylüler yer alıyordu. Dolayısıyla, vasaller, her şey-^önce, tasarruf hakkı sahibi oldukları toprakların rantıyla Çorlardı. Bununla birlikte, kendilerine bağımlı kişiler güçlü iktidarlar oluşturarak kendi çıkarları için ger-^cnyörlükler kurmalarına izin vermeyecek kadar kalaba-tesettür sundu.
