tesettür ve felsefede toplum bilgisi
tesettür dediki görünüşe göre, sayıları Avrupa’dakilerden çok daha fa2İaydı. Çok az sayıdaki senyörlükler yalnızca soylular ve tapınaklarca oluşturulmuştu. Ayrıca, oldukça dağınık ve doğrudan işletilebilir rezervlerden yoksun olan bu senyörlükler, Ba-tı’nın gerçek anlamda senyörlükleşmiş bölgelerindekilerden çok, Anglosakson İngiltere’de embriyo halinde bulunan sen-yörlükleri anımsatıyorlardı. Aslında, sulamaya dayak çeltiklerin baskın tarım biçimini oluşturduğu bu topraklardaki teknik koşullar Avmpa’daki uygulamalardan o kadar farkkydı ki,tesettür köylü bağımlıkğı zaten tek başına özgün bir biçim olarak ortaya çıkamazdı.Elbette çok özet olarak ele akndığı ve iki toplum arasındaki karşıtkkların değerlendirilmesinde farkkkklar yeterince bekrtilmediği için, bu taslak, çok kesin bir sonuca varmamıza olanak tammayacak gibi görünmektedir. Feodakte, “dünyada bir kez rasdamlan bir olay” değildi. vVralarında kaçınılmaz ve derin farkkkklar bulunmasına rağmen, Avrupa gibi Japonya da bu aşamadan geçti.tesettür Peki, başka toplumlar da bu aşamadan geçtiler mi? Ve eğer öyleyse, belki de ortak olan hangi nedenler etkik oldu? Bunlar, gelecekte yapılacak çakşmalann açıklık kazandıracağı gizlerdir. Eğer bu Idtap, araşürmacılara önerdiği bir dizi somyla, kendisini çok aşacak yeni bir araştır-mamn yollarım hazırlayabildiyse, bundan çok büyük bir mutluluk
XIII. yüzyılın ortalarından itibaren, Avrupa toplamları jjodal sistemden kesin olarak ayrıldılar. Bununla birlikte, ta-j!ı anlayışına sahip insanlar açısmdan, süregelen bir evrimin tjlnızca bir amna tekabül eden bir toplumsal sistem, ne ta-juınen ve ne de bir çırpıda ortadan kaybolabilirdi. Feodali-■»de uzantıları oldu.
Feodalitenin izlerini taşıyan senyörlük rejimi, feodalite-jffl sonra da, uzun bir süre varolmaya devam etti. Elbette sçok değişim geçirdi ama biz burada bunlarla çok fazla ilgi-fluneyeceğiz. Bununla birlikte,tesettür kendisine sıkı sıkıya bağh si-«al kurumlan içinde barındırmayı sona erdiren senyörlük «eminin, bağımlı kişilerin gözünde giderek 2inlaşılmaz ve bun sonucunda da dayanılmaz hale geldiğini gözlemle-lemek mümkün müdür? Senyörlükteki tüm bağımlılık bi-mleri içinden özgünlük açısından en feodal olanı serflik önımuydu. Büyük değişiklik geçirmiş ve kişiden çok toprağa >|ınlı hale gelmiş olsa da, Fransa’da devrimin hemen ön-îsine kadar varolmaya devam etti. O dönemde, “elkoyma” '^morte) vergisine tabi olanlar arasında, atalarının kendi is-'^enyle bir koruyucuya “teslim olmuş” olduğunu acaba kim #yordu? Eğer bu biliniyorduysa bde, söz konusu anılar.
XVII. yüzyıldaki birinci devrimin, şövalye flefleri ile öteki tasarruf hakkı karşılığında verilen topraklar arasındaki tüm farklılıkları ortadan kaldırdığı İngiltere hariç tutulursa, toprağa bağh feodal ya da vasale özgü yükümlülükler, ya Fransa’da olduğu gibi senyörlük rejimi sürdüğü müddetçe devam ettiler, ya da XVIII. yüzyılda genel olarak fleflerin alleu’ltşmtsf sürecinin doğduğu Prusya’da olduğu gibi biraz daha uzun sürdüler. Bundan sonra, bağımhhk hiyerarşisinden yararlanabilecek tek güç olan devletler, asker gereksinimlerini karşılamakta bu sisteme başvurmaktan yavaş yavaş da olsa vazgeçtiler. XIV. Louis, birçok kez, vasallik sistemi içinde yer alan “herkesi” askere çağırmıştı. Fakat bu, yönetim açısından, artık asker gereksinimini karşılamak için yapılan umutsuz bir girişim olmaktan çıkmışu; hatta, para cezası ve bağışıklıklar kuUamlarak vergi toplamamn yani malî somnlara çare bul-manm, sıradan bir yolu haline gelmişti. Ortaçağm sona ermesiyle birlikte, fiefin taşıdığı özelliklerden uygulamada hâlâ gerçekten önem taşıyam, söz konusu topraklara bağlanmış olan parasal yükümlülükler ve bunların intikaline ilişkin özel kurallardı. Evde barındırılan vasaller bulunmadığı için, biat y'^e-mini artık yakuzca tasarruf hakkı karşüığmda toprak almak dolayısıyla ediliyordu. Modern çağların rasyonalizmiyle eğitilmiş olan hukukçuların gözünde, bu yeminin törensel yönünün içi ne kadar “boş” olursa olsun,^®’ doğal olarak sıfatlara çok düşkün olan soylu sımfı için kayıtsız kahnabilecek bir şey değildi. Bir zamanlar insan ilişkileri açısından bu kadar önemli olan törenin kendisi (bazen hâlâ öyle algüandığı durumlar dışında), örf kurallarına göre, artık elde edilen hakların kaynağı olarak, az çok geHr getiren bir mülkün aidiyetinin belirlenmesinden başka bir işe yaramıyordu. Özü itibariyle anlaş-tesettür sundu..
