tesettür ile evliyalar
sizlere bugün tesettür diyokri EVLİYA MENKIB&LEJUJar başını önüne eğdikten sonra:o Bizim yanımızda görülecek ve senin yapacağın hiv^bir ış kalmamıştır dedi. O şahıs:-Çare yok. Ben sizden mutlaka sohbet istiyorum diyince Şeyh:öyleyse git, her gun bir deste hasır kamışı getir.O şahıs bu şekilde bir sure hizmet ettikten sonra devamlı kamış biçmekten dolayı eh kolu acımıştı, bırakıp gitti, sohbeti terk eyledi. Bir gece rüyasında kıyamet gununım kurulduğunu gördü. İnsanlar sırattan geçiyorlardı; bazısı selametle geçiyor, bazısı ateşe düşüyordu. Kendisi de tutunup ateşten korunacak bir şey aradı, ancak bulamadı. Neden sonra bir deste hasır kamışının ateş üzennde kendisine yak laşmakta olduğunu gördü, kendisım onun üzerine attı, böylece ateşten çıkıp kurtuldu. [615] Korkarak ve titreyerek uykudan uyanıp şeyhin önüne vardı. Şeyh ona baktı:-Sana ondan başka hizmet kalmamıştır dememiş miydim dedi.
Bu durum karşısında adam şeyhten hemen bağışlanmayı diledi ve eski hizmetine tekrar devam etti.
Şeyh Ebül-Hasan 612/1215 yüında vefat etti.
Ebu İshak Zarif (k.s.)
Şeyh Muhyiddin İbn Arabi’nin şeyhlerindendir. Futühât’tst der ki: Ben onu şeyhlerin ileri gelenleri arasında gördüm.
Kendisinden anlatıldığına göre şöyle dedi:
-Beni ananlann (ve tanıyanlann) hepsi Allah’ın velileridir. Dinleyenler bu nasıl söz diye sordular. Buna şöyle cevap verdi:
-Çünkü onlar iki durumun dışında değildirler: Ya benim hakkımda hayır ve iyilik söylerler, benim hakkımda iyilik söyleyen kişi kendi niteliğini söylemiş olur. Zira o kişi o sıfata sahip olmasaydı beni de onunla vasıtlandırmazdı. O halde o şahıs bana göre evhyadandır. Benim hakkımda kötü söyleyen kişi de evliyadandır. Çünkü Hak Teâli onu benim durumumu öğrenecek kadar feraset ve keşf sahibi kılmıştır.
İbn Arabi Futühât’tsi der ki: tşbılıye'deki Rıza Camisi civarındaki evinde şeyhimiz Ebu İmrân Musa bin tmrkn Şuvcymî’nin şöyle dediğini işittim: Tasavvuf yolunu reddeden Hatib Ebu Kasım bin Ufeyr’e şeyhimiz demişti ki: Ya Ebu Kasım böy-
le yapma. Eğer bunu yapacak olursan iki mahrumiyeti bir araya getın„
Eim nebimizde görmezsin, ayrıca da bizden başka bir yoldan da buj^ uı^N
sın. Ne aklen ne de şeriata uygun olarak onu teyit eden bir delil yok, on^ cek bir şey de yok, şeyhimiz Amr bunu diyince Hatıb Ebu Kaıım patlamak için bazı deliller zikretti. Bu şahsa aramızda itikat edilirdi, ken<i, ^ ne göre geberil sayılan bir delil ilen sunince onu uyardım. Zira o bir Allah uyanyı kabul için kalbine açıldık vermiştir. Bu yüzden şeyh bana dua etti. Dostlarım Allah’a hamdediniz. *
İBN FÂRİZ (K.S.)
Künyesi Ebu Hafs olup adı Ömer’dir ve ResuluUah’ın süt annesi Halime’niu^ si olan Benû Şa d dandır. Aslen Hamah olup Mısır’da doğmuştur. Babası
gınlerinın ilen gelenlerindendi. Oğlu Seyyid Kemaleddin Muhammed innakieı^ ne göre babası ona şöyle demiş:
- Seyahat ve inzivamın başlangıcında babamdan icazet istedim veMmrv-, nındakı vadilerde, dağlarda geziyordum. Babamın hatınnı gözetmek için gunde|| defa hizmetini görmeye gelirdim. Babam ölünce hakikat yolunu arayışta butum inziva ve seyahate yöneldim. Fakat bu yoldan bana hiçbir gelişme ulaşmadı Nk yet günün binnde Mısır medreselerinden birine girmek istedim. Medrese kıp* da yaşlı bir bakkal vardı. Abdest alıyordu, fakat şer-i şerifin gösterdiği şekilde^ dı. Önce kollannı yıkadı, sonra ayaklannı yıkadı, sonra başma mesh verdi, sonn» yüzünü yıkadı. Kalbimden, “Bunca yıl Müslüman ülkesine hem de medresemft pısında fakihler arasında olsun da bu adam şeriatın gösterdiği şekilde abdest ıb sini bilmesin. Bu nasıl olur" diye geçiriyordum ki, ihtiyar bana, “Ey Ömer dedi "i na Mısır'da bu yolda fetih kapılan açılmaz. Sana ilk başan kapılanmn enşece|ı [616] HicÂz'dd, Mekke’de olsa gerektir. Fetih zamanı yaklaşmıştır, hemen • git* dedi. Bu yaşlı kişinin Allah’ın veli kullarından olduğunu, tertip gozetmedesi dest almasıyla durumunu gizlemek istediğim anlamıştım. Huzurunda oturarak le dedim:
- Ben neredeyim, Mekke nerede? Üstelik hac mevsimi de değil, bu sıralardi yol arkadaşı da bulunmaz.
Eliyle işaret edip dedi ki:
NEFAHATÜT ÜNS
UnİAfi biriydim, kuvuk bir hata yaptım, beni onJann arasından yerknnde bana vurulan yamarlar bu hatadan dolayı cczalandınln^^^^^^ ^
bu cdeplendırmedır.
tbn Fim in divânı vardır. Marifet kaynaklarını, derin ve ince
«Lan kasıdelennden bin Kasıde-i Tâıye’dir. Bu kasidenin tamamı ^
başka bilgin ve faziletli kişiler arasında meşhurdu. Bu kası
hâk hallen anlatıldıktan başka gerek kendilerinin, gerekse kâmil velı]^^^
aşına ulu şeyhlenn manevi zevklerinin urunü olan dini ilimler ve ^ marifetler derlenmıştu. Usta ve hüner sahibi hiç kimseye böyle $0^ nasıp olmaz. İnsanoğlunun çoğu böyle bir düzeye güç yetiremez.
Ondan olan her lutufta sim ifşa eden bir söz var, her manada göz güzellik var.
O btr deniz, ama köpüğü amber,
O btr bulut, ama yağmuru rahmet ve cevher.
Şeyh (k-s.) buyTirmuştur ki:
- Kastde-t Tâtye*yi tamamladığımda rüyamda Resulullahi (s a.v.)
Ömer, kasidene ne ad koydun* buyurdu. **Levayihul-Cenân ve Revdyılu,T^ adım verdim ya Resulullah* dedim. Resulullah buyurdu ki: “Öyle olmasın ı| Nazmû s-Sülûk koy.* Bunun üzerine ben de o adı koydum. i
Sohbetinde bulunanlardan nakledildiğine göre Hz. Şeyh’e kasideyi şiir dışına çıkarak söylemiştir. Ona zaman zaman uyanıkken bir cezbe enşırdı. Birli veya on gun boyunca kendisinden geçerdi. Kendisine geldiği zaman otuz.kırki eüi beynt söylerdi. Çünkü kendisinden geçtiği sırada Cenabı Hak oıu b«ı lütfediyordu. Bu miktarda beyit söyledikten sonra devamında vazgeçeri. Oıı gibi bu cezbe gelince yukarıdaki usule uygun tarzda tekrar şiir söylerdi.
Zamanımn şeyhler şeyhi Sadreddin Konevî*nin sohbetinde bulunanlardın Ş« Şemseddm Ebki şöyle demiştir.
[618] - Şeyhimiz Sadreddin’in meclisinde bilgiler ve öğrenciler hazır okırbıı Çeşitli ilim adamlarından konuşulurdu. Toplantının sonunda da Nazmui^ adlı kasideden bir beyit okunur ve anlamı üzerinde durulurdu. Şeyh Haırrt* Farsça olarak o beyit üzerinde acayip sözler söyler, Ledûnnî ilimden bahs«H Bu dcnn ve ledünm ilimleri zevk ehli olan irfan sahiplerinin dışında
Bjuen ertesi gımku sohbette bir gun önceki beyte ckır daha mce avıkiama ve da İli dej^erlı yorumiar getirirdi. Çoj^unlukia da fiınu derdi: *!>ûiyenn, Inı kacıdeyı eı berİcmesı ve anlama kabıbyetı oUniara açıklaması uygun olur *
Şeyh Şemseddın der ki.
-> Şeyh Satd Fergani butun himmetim Şeyh Haaretlenmn sozlen uzenne yoğun* bitirmişti* onu açıklayıp ödetmekle meşgul oluyordu, önce onu Farsça* sonra da Arapça olarak şerbetti. Butun bunlar Şeyhimiz Sadreddin’ın nefeslerinin bereketi esendir.
imam YaÂı (k.s.) şöyle dedi:
- Şeyh tbnul-Fkriz muhabbet şarabının niteliğine dair ne hoş sözler söyledi: Dıvdfi’ı maarif* sulûk, muhabbet* şevk ve vasim incelikleri ve benzeri özellikleri içi ne alır* şeyhlerin kitaplannda var olan tasavvuf ilmiyle ilgili tenmlerden de soz eder. Şarabın vasfıyla ilgili olan şu beyitler bu türden meşhur şiirlen arasında sayılır:
Şarab-t lal-i Ubtnden eğerçt mahrumuz Veltyk mest-ü harabın hayal-ı mudâm Diriğ mâye-ı ömrüm he\'ada oldı telef Bu hâkt sunmadı bir cür'a devr-ı nâ-jercam.
[Ne mutlu o hane halkına kı* henüz içmediklen, ama içmeyi arzu ettiklen bir şarap sebebiyle nice kereler mest olmuşlardır. Ömrünü yitiren kendine ağlasın. Öm-ru geçip gitti de ondan nasip ve hisse alamadı.]
İmam Yafii şöyle der:
- Şeyh Şıhabüddin Sühreverdî bazen manevi hallerinde bir gerileme hisseder, buna canı sıkıhrdı. Yme böyle bir zamanda manzume sahibi* yani tbnül-Fanz rast-geldı. Şeyh Şıhabüddin* ondan bir şür okuyuvermesinı rica etti. Şaır-Şeyh aşağıdaki beyte gelmceye kadar ona bir kaside okudu:
Layık olmadığım bir makama sahip olmak istiyorum Tıpkı ümitsizlikten sonra ümit veren müjdecinin şu sozu gıbt:
Müjde sana, hemen üzerindeki elbiseyi çıkar at, anıldın artık.
[Ve hılatgiyeceksin] Butun kusurlarına rağmen.
Bunun uzenne Şeyh Şıhabüddin ve zamanında hazır olan devnnin büyük şeyh-len kalkıp semâ ettiler, şeyhin meclisi önde gelen ve derviş evüyayla doluydu J
ı kendi kendime, muhabbette tam oknaMi^ | I hm ksııse şâm^ek gibi gederek fo beyti dttdiı
ı atmadan fam uU mermedoî cam.
£■■ oimadkkça bana âşdı olamazsın, bende tecdb etmedikçe de £ani olamazsın.]
fal kn bn H»#* amkstâm, Sâyicyenin peynden sıçradım fecili
- Bm MİH tana k—dfiı mşmışibr^
> Btt acİB kardefHi fiıail>Finz*kı oefeslenndendır.
Hicaz'daiı ytnFOcdum- Nefesi oradan getiyonkıŞlfliB^ Halen yaşamaktadr. Ancak bana onun veiEıtı vûjookf^ Ben fBKh oaon ranma gıdiyonım.
Hdk T«ÜI ttnâmim nmm «lalmk |pyKiı^ny ınAnı lan «Ma|{«ML ylku b4ıtk, tstrnm Bunu. gı>n)um okktjMiuiân bana. *Bır vakit İbrahim ' Eana ftoaier MUh “CMuvu ılınit |y«t «undun, takat kalbım
âcu. *£v cnduik bu uka hu lucrtebedu" dnrecek okhırsam da bu sefer Rabia-ı Rın im yn «uûan nakkm:
Nihiyet tebessüm ederek yüzü nurlu bir şekilde Cenabı Hakka nail olduğunu ve emeline kavuştuğunu hissettim.
Şeyh Burhaneddın İbrahim Ca'beri demiştir ki: İbnü’l-Fanz’in ınhifjj,
Allah ’ın veh kullarından kalabalık bir cemaat hazır bulunmuştu. Bunlarıh/ir.
nı tanıyor, bazıiannı ise tanımıyordum. Bunlardan biri de onu tanımaman^ şahıstı. O gun gördüklerim karşısında şaşırmıştım. Daha doğrusu omnun^^ dar cemaatı ve ruhanıyeti bol bir cenaze görmemiştim. Beyaz vc yeşil cenazesi üzerinde uçuşuyorlardı. Onu taşımak için çok kişi bir araya gelmışt:^ Peygamber in (s.a.v.) mukaddes ruhu da orada hazırdı. Namazını kıldılard^ ve evliya ruhları (Allah’ın salatı onlara olsun) ins ve cinden grup grup peşpeşe o hazretin namazını kıldılar. Bense her grupta namaz kıldım. Cemaat^ balık olduğu için namaz faslı uzun süre devam etti, defin gecikti, gununjomı, laşmıştı. Neredeyse akşam olacaktı. Bu konuda da çeşitli yorumlar yaptılar “Yüksek muhabbet makamı davası güttüğünden bu hal bir edeplendirmedır * İcr. Bazılan da daha değişik görüşler ortaya koydular. Aslında herkesle o*®, arasında bir örtü vardı ve Allah Teâlâ dileyinceye kadar sun kimseye maluniîtı di. Nihayet günün sonunda onu defnettiler. [621] Vasiyeti gereğince benir. orada kaldım. Aklın idrak etmeye güç yetiremeyeceği pek çok tuhaf ve gam rumlar müşahade ettim.
Bir zamanlar yukarıda adı geçen Şeyh Burhaneddin ileri gelenlerden bu• atle onun ziyaretine gitti; kabrinin toz toprak içinde olduğunu görünce şıh okumuştu:
Kubûr-i ehl’t muhabbet hemîşe kendigtbi Mekabtr içreyatur haksâr-t mezellette
Sonra toz topraklan süpürdüler, mübarek etekleriyle taşıyıp temizlediler İbnü'l-Firiz 2 Cemaziyelevvel 632/22 Ocak 1235 yılında vefat etti.
böyle kaydolunmuştur
C>nun derin ve ince anUmlı şiirleri, nadir ve ilgi çekici haberleri de pek çoktur. Haydat şeyhlennin büyüklerinden biri onun menkıbeler, kitap derlemiştir. Bu kitapta Şeyh in yazdığı eserlerin beş yüzden fazU^yS olunmaktadır. Şeyh Ha/retlen, sohbetinde bulunanlardan birinin utegjyy ^ nın bir listesini ya/dınrken iki yuz elliden çok esenn adını kaydetmiştir rin ço^nlufbı tasavvufa dairdir. Bazısı da di^er ilim dallanna dairdir ^ Soı konusu nsalesınin girişinde şöyle buyurmuştur;
- Bu kitapları yazmaktan gayem diğer müelliflerin, eserlenni yazarkfr,^
gayeden farklıdır. Bazılannı Hak Sübhânehû ve Teâlâ’dan, bana
yazdım, öyle ki bu emir beni az kalsın yakacaktı, zorunlu olarak bazı şey^
makla meşgul oldum. Bazılannı da uykuda veya mukâşefe esnasında Hak hû ve Te4li tarafından görevlendirildiğim için yazdım.
İmam Yafii’nın Tarih inde söylendiğine göre Şeyh Şihabuddin Sührevrrj (k.s.) bir araya gelip hiç konuşmadan birbirlerine bakıp aynlmışlardı. SoıŞ|^ Şeyh Şihabuddin’in halim sorduklarında şöyle dedi:
-Tepeden tırnağa sünnetle dolu birisidir. Şeyh Şihabüddin’den ötekisin^ ni sorduklarında ise şöyle dedi;
-O hakikatler denizidir.
Şeyh Muhyiddin’in hırkasının nispeti bir aracıyla Şeyh Muhyıddın AIkÜ Giylânî’ye erişir. Bir nispeti de Hızır’a (a.s.) erişir. Kendisi hırkası ve nispeti]k olarak şöyle der:
-Ben şu gördüğünüz hırkayı Ebu Haşan Ali bin Abdullah bin C4mî nmdi Musul dışında filan yerde 60l/l204’te [623] giydim. Aynı hırkayı İbnCiıriH elinden giymişti. Ve hırkayı bana Hızır’ın kendisine giydirdiği yerde gıydınıı hiçbir şey eksiltip artırmadan giydirmişti.
Şeyhin bir nispeti de aracısız olarak Hızır’a (a.s.) erişir.tesettür Bu konudakn bilgiyi verir:
-Ben Hızır aleyhiselamla sohbet ettim, ondan edep öğrendim ve yuz Jİ di^mı/de ondan “Şeyhlerin sözlerine ve başka işlere teslimiyet üzere otaj vasiyet etti. Ayrıca ondan uç harikanın meydana geldiğine tanık oldum. W nnde yuruyordu, tayy ı mekAn [mekânda sıçrama yapabilme kerameti]d havada nama/ kılıyordu.
Hazrctkn Kakkıtvia den gm sot fOTİcyenlenn karakmalanmn en buy\ık hmâmVHtkam adb eecrdıı. Kurar yakıştıranlann boyit davrauımaUnnın kJfMp fM Ukht wt UJumMpiuTf j» tcranlmn t6ıde etugı gerçek ınUmlan kavrayı iwıkfır raya muoM ra gerçcIdeTuı onlara kapalı ohnaııdır. Aslında eserlennde ftrçelder ra manlrtler, oıeBikle Pumi ra Fûtûkât u vazıLanlann bcnzerlen İMgitt kitJpiara luamet oknamıştır. Ve bu vadide loz sovleyenlenn hıv'bmstnden biyİe cecıier çdmuoııiför.
MrrİM Cini diyor ki:
-B« (âkâr Hoca Buriuuıcddm Pana’dan (Ls.) şoyie ışıttı; Babamız, yanı Mu Parai'i Nakşibendi (ka.) şöyle demiştir; Fusûs candır, FütûhJt gönüldür » biıy<dd>aba« fütah-t FaslüT-Httah t2 *nc zaman bazı ahflenn büyüklen
e, bundan murat Hazretı Şeyh tir.
Şeyh Mueyyeduddin d-Cendl Fusûsul-FIıkem şerhmde, şeyhi Şeyh Sadreddın Kofsevfdcn rivayete göre Şeyh Muhyıddin (rd.a.) şöyle demiştir:
-Ihr zaman Endülüs’ten Anadolu’ya ulaştığımda kendi kendime, Hak Sub kİMİMi ra Tekli benim üzerime, benim için ve benden sudurunu takdir ettiği sahip •lacağmı zahin ve bitini halleri aynntılı olarak ömrümün sonuna kadar muşahade caMmcyınce geımye binmeyeyim diye niyet ettim. Tam bir huzurla ve kimil bir murakabeyle Hak Teili’ya teveccüh ettim. Bu sırada Hak TeâlA bana açık-gizli, za-lurbiun ömrümün sonuna kadar başımdan geçecek olan hallerin hepsini, hatta sefan baban tshak bm Muhammed’in sohbetini [bana münt oluşunu], senin sohbeti^ m, abvalmı, bılgderini, zevklerim, makamlarım, tecellilerini, mükişcfelerini ve Hak TeÜİ’dan gelecek butun nazlarım bana [624] gösterdi; kesin bilgi, yakin ve basiret azerme genaye buıdim. Olan oldu, aksamadan ve bozulmadan da hâU olmaktadır. Futükâtuktıuh halinden anlatarak şöyle der;
-ASah’a, Resulüne ve onun getirdiklerine, bize ulaşana da ulaşmayana da mücmel ra tmda—al [kısa ra özlü olarak ve uzun uzadıya] iman etüm.
f Lifini; Futûhâfm mukaddimesinde beyan olunmuştur, oraya bakıla.)
Şeyh Sadreddın IConevt Kitab-ı Fukûk'U şöyle buyurur:
-Şeyhımıztfi hususi bir nazan vardı b, ne zaman bir bmscmn halım öğrenmek Mteyerck ona nazar etse, onun dünyevi ve uhrevı durumlanndan haber venrdi.
Futûhât m 44 bidnnda kaydolunduğuna göre Şeyh (bs.) şöyle der.tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder