tesettür elbise ve balkan bilgi konu
Trakların erken süreçlerden itibaren Balkanlarda bulunduğu ve kültürel değişimler ve dönüşümlerle geliştiği kabul edilmekteyse de, Trak kültürünün en erken aşamalarının Geç Eneolitik ve Erken Bronz çağı süreci Kuzey Romanya Güney Ukrayna ve bu bölgelerin doğu ve kuzeydoğusuna gelenKaradeniz kuzeyindeki step alanları ile daha batıdaki Orta Avrupa'ya açılan bölgede oluşan kültürel sentezlerle ilintili görmek akla uygundur. Orta Avrupa kadar Balkanlar ve stepler üzerinde de etkisini hissettiren ve kabaca MÖ 2200-1500 arasına ta-rihlenen Unetice (Aunjetitz) Kültürü'nün bu oluşumda oldukça önemli katkısı olduğu gözlenmektedir. Romanya Geç Bronz çağının iki önemli mahalli kültürü olarak karşımıza çıkan Noua ve Tei kültürlerinin de özellikle sığır yetiştiriciliği ve kabile Cipi sosyal yapılarının durumunun da tanıklığında Trak kültürünün oluşumunda önemli bir rol oynadığı fark edilmektedir. MÖ 1400-1200 arasında etkin olduğu görülen Noua Kültürü'nün de Karadeniz kuzeyindeki step bölgesi ile ilişkileri tespit edilmektedir. Bütün bu kültürel oluşum ağırlıklı olarak Karpat dağları ve Tuna nehri çevresinde Transilvanya, Moldavya. Güney Ukrayna ve Dobruca ağırlıklı olarak Orta Bronz çağından başlayarak yerleşik olan kabile
BALKANLAR EL KİTABI 59
toplulukları ile yeni gelenler arasındaki süreçlerin sonucudur. Bu aşamada temel ekonomi sığır yetiştiriciliğidir. MÖ 1300 ile birlikte Romanya’da en erken demir kullanımının başlandığı gözlenmektedir. Demir kullanımının tam olarak yayılması MÖ 800’lere kadar sürmüştür.
MÖ 1250 - 750 arasında Tuna boyları ve Orta Avrupa'da da etkin olan Urnolu Mezarlar Kültürü’nün de bu kültürel oluşumda önemli bir katkısı olmuş ve son katkı da Doğu Alpler bölgesinden MÖ 1200-1100 arasında Balkanlarda kendisini gösteren Halstatt Kültürü'nden gelmiştir. Romanya ve Tuna nehri çevresinde MÖ 1200-1100 döneminde Noua Kültürü’nün hemen ardından gelen aşama Trak-Halstatt Kültürü olarak bilinmektedir.
MÖ lOOO’lerde Trakların da İlirler gibi kabileler ve kabile ittifaklarına dayalı bir sosyo-politik oluşum gösterdikleri ve bu kabile veya kabile ittifaklarının başında rahiplik görevini de üstlenmiş savaşçı şeflerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu karizmatik önderlerin denetimindeki kabilelerin yerleşim politikasının İlirler gibi madenlerin bulunduğu dağlık bölgelerde yoğunlaştığı görülmektedir. Traklar tabiat itibariyle savaşçı bir kimliğe sahip olup genel olarak küçük köylerde yaşamayı seven ve özellikle sığır ve at yetitiriciliğiyle hayvancılığı tercih eden insanlardı.
MÖ 8-7. yüzyıllar arasında kıyı bölgelerinde Yunan kolonilerinin kurulmaya başladığı, fakat bu koloni hareketinin Trak direnişi nedeniyle fazla genişleyeme-diği görülmektedir. 7. yüzyılda İskit akınları Anadolu ve Yakın Doğu gibi Trak toprakları üzerine de yayılmıştır. Bu aşama da Traklar ve Iskitler arasındaki ilişkilerin kabile yapılaşmalarının durumuna göre çatışmalar kadar, dostluk üzerine de kurulu olduğu gözlenmektedir. 6. yüzyılda Yunan kolonileşmesi ve Trak tepkisi daha aktif bir görünüm kazanmıştır. Trakların şiddetli engellemeleriyle tüm zengin kaynaklara ulaşma arzusundaki Yunan kolonileşme hareketi sınırlı alanlarda kalmıştır. Bu koloni kentleri Ege Denizi kıyısında Abdera ve Ainos (Enez), Karadeniz kıyısında Apollonia ve Mesembria olarak dikkat çekmektedir.
MÖ 513-512’de Perslerin İskit Seferi’ni müteakiben Trak topraklarına girdiği ve bir satraphk oluşturduğu görülmektedir. Pers hâkimiyetinin bu siyasi yapılanmaya karşın tüm Trak topraklarında etkin olmadığı ve etkin görülen bölgelerde dahi çok güçlü bir nitelik kazanmadığı görülmektedir. MÖ 499’da Batı Anadolu’da lon şehir devletleri ve Atina tarafından Perslere karşı başlatılan ayaklanmalar ve bu süreci müteakiben MÖ 493'de Perslerin lon ve diğer Yunan koloni şehirlerini cezalandırma hareketleriyle başlayan, Atina ve Yunanistan’daki diğer şehirleri de cezalandırma amacıyla MÖ 492’de başlayarak 479’a kadar süren seferleri esnasında, özellikle Trak topraklarının güney kesiminde yoğunlaşan bir Pers varlığı görülmektedir.
etmeleriyle birlikte burada kurulmuş Pers satraplığı son bulmuştur. Bu sonra genel idari prensipleri Pers örneği göz önünde bulundurularak dirilmiş bir Trak devleti olan Odris Krallığı ortaya çıkmıştır. Bu devletin olan Odris kabilesi şefi Teres'in başkanlığında MÖ 460-440 arasında ang*'^ kezleri Tunca ve Meriç nehirleri olan bölgeden doğuya ve batıya yayılarg? devleti kurmuştur. Daha sonra yönetime gelen Sitalkes, Trak topraklarının^ kesimini denetimine almış. Yunan kolonilerini vergiye bağlamıştır Bu geliju. ile Atina'nın Traklar ile ittifak yapma çabalan oluşmuştur.
Daha sonra iktidarı ele geçiren Trak yöneticileri arasında özellikle MÖ3^ 359 arasında iktidarda bulunan Kotys önemli bir önder olarak dikkat çekiDjj tedir. Kotys’in ölümünden sonra bölünen üç yönetim birimine ayrılan vebgjj rında bulunan yöneticilerin tüm topraklara hâkim olma amaçlan beraberin^ AtinalIlar ve MakedonyalIların durumdan yararlanma çabalarını da getirnıijij Özellikle batıda bulunan Trak yöneticisi Amadokos ile ittifak yapan Makedonjı Kralı II. Filip yönetimindeki MakedonyalIlar Trak topraklarına hâkim olmaagg cıyla uzun bir mücadeleye girmişlerdir. MÖ 341'de Makedon hâkimiyeti doğm Marmara denizi kıyılarına kadar tesis edilmişse de, diğer bölümlerde denetig sağlanamamıştır. Hatta Makedonya Kralı II. Filip Triballiler ile yaptığı birsavjj ta MÖ 336’da öldürülmüş ve Makedonya ordusu dağıtılmıştır. İskender döneıg ve İskenderin ölümünden sonra MakedonyalI generallerin arsında geçen tnj cadele döneminde, gücünü kaybetmemiş olan Odrisler tekrar toplanmaya baj lamıştır. Bu süreçte kısa bir süre Marmara kıyılarına İskender'in generalleri& den Lysimachos hâkim olmayı başarmışsa da, bu hâkimiyet uzun sürmemiş’."; Lysimachos un diğer MakedonyalI generallerle yaptığı mücadelelerden birindi öldürülmesiyle sona ermiştir.
MÖ 280’de Keltlerin Galatlar diye bilinecek bir kolu Traklar ve diğer güçlen bertaraf ederek Tyllis Krallığı adıyla bir devlet kurmuşsa da, bu devler 60 yıl sonra Traklar tarafından ortadan kaldırılmıştır.
MÖ 2. yüzyıl başlarından itibaren Romalıların Trak topraklarıyla yenilgilervc karşı koymalara rağmen ilgilenmeye başladığı görülmektedir. MÖ 2. yüzyıl ortalarında Ordrislerin gücünü kaybetmesiyle birlikte, Romalıların yakın ilişkiler içinde bulunduğu Sapaioların etkinlik kazandığı ve özellikle Trak topraklarının doğu kesiminde hâkim olduğu görülmektedir. Bu aşamada Sapaiolar başşehri günümüz KIrklareli ili Vize ilçesi olan bir krallık oluşturmuştur. Roma'nın dostu olan yöneticileriyle bir müddet daha varlığını sürdüren bu krallık çıkan isyanlar neticesinde MS 45'de Roma İmparatoru Claudius tarafından Roma'ya bağlanmıştır. Trak dili varlığını bir müddet daha sürdürmüşs| J-^vılda Slavların
Traklar ile aynı dil grubunun üyesi olan Dacialılar ve Getler Tuna nehrinin kuzeyinde bugünkü Romanya topraklarında yaşıyordu. Topraklarındaki zengin maden kaynakları ve büyük tarım potansiyeli vardı. MÖ 7-6. yüzyıl arasında İskit saldırılarına uğrayan ve MÖ 4. yüzyılda Yunanlılar ile ticari ilişkileri olan Dacialılar ve Getler aynı yüzyıl içinde batıdan gelen Keltlerin de saldırısına uğradılar. İlirler ve Traklar gibi savaşçı bir tabiata sahip olan Dacların MÖ 2. ve
1.yüzyılda Roma lejyonlarında görev aldığı görülmektedir. MÖ 60-50 arasında Önemli bir kabile şefi olan Burebista'nın kurduğu Dada Krallığı onun ölümüyle dağılmış ve kısa süre sonra da önce Moesia’ya saldıran Romalıların MS 86-89 arasında Dacialılar ile uzun bir sürece yayılan savaşları başlamıştır. MS 101-106 arasında Trajan komutasındaki Roma orduları ve Kral Deecebalus komutasındaki Dacialılar arasındaki mücadeleyi Romalılar kazanmış ve Dacialılar topraklarından sürülmüş ve önemli ticari merkezler olan kale kentler kurularak geri kalan halkın Latinleştirilmesine gidilmiştir. Günümüz Romen dilinin oluşum süreci de bu aşamada başlamıştır. Romalıların Tuna'nm kuzeyindeki madenleri açısından önemli olan bu bölgelerde tutunmaları zor olmuş ve özellikle kuzeyden gelen Germen toplulukları ve diğer step toplumlarının yoğun baskısı ile Roma Dacia'dan MS 271-275 arasında Tuna nehrinin güneyine çekilmek zorunda kalmıştır.
KAYNAKÇA
Bailey, D. W., Balkan Prehistory. Neolithic to BronzeAge, London, 2000.
Barker, G., Prehistoric Farmers in Europe, Cambridge, 1985.
Cabanes, Le Monde Hellenistique, Paris, 1995.
..., Introduction a PHistoire de PAntiguite, Paris, 1995.
Casson, S., Macedonia, Tbrace and Illyha, Oxford, 1926.
Crişan, I. H., Burebista and His Time, Bucarest, 1978.
Cunliff, B., The Oxford llîustrated Prehistory of Europe, Oxford, 1994.
Danov, C. M.,AItthrokien, Berlin, 1976.
Dolukhanov, R, Ecology and Economy in Neolithic Eastern Europe, London, 1979. Erzen, A., İlkçağ Tarihinde Trakya, İstanbul, 1994.
Fol, A.,Ancient Thrace, Sofia, 2000.
..., Trakiiskiyat Orfizam, Sofia, 1986.
Balkanların güneyinde Akdeniz’e doğru uzanan, doğusunda Ege denizi, batısında İon denizi bulunan Yunanistan yarımadası, oldukça engebeli topraklara sahiptir. Ülke, kuzeyden güneye doğru inen ve orta Yunanistan’da kısmen doğuya kıvrılan adalar üzerinden Anadolu’ya kadar uzanan yüksek dağlarla kaplıdır. Yer yer 2500 m. yi bulan yüksekliklerle birbirinden ayrılmış geçilmesi güç geçitlerle birbirine bağlanan ince uzun vadiler, önemli coğrafi teşekküllerdendir. Dolayısıyla Yunan ülkesi dağlar arasına sıkışmış farklı büyüklükteki kantonlara bölünmüştür. Yunanistan’ın coğrafi özellikleri bu parçalanmış durumu ile ülkenin siyasal bakımdan irili ufaklı devletlere bölünmesinde de etkili olduğu gibi, dağların doğuya doğru uzanması ile de çevresi ile olan ilişkilerde yönünün doğuya doğru gelişmesi sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla yarımadanın Ege denizine açılan vadiler ve düzlükleri Yunanistan’ın doğusunu Anadolu’dan gelen etkilere açık bırakmış, bu durum çok erken dönemlerde bu bölgenin yüksek kültüre ulaşmasına imkan sağlamıştır. Öte yandan sıradağlarla Doğu Yunanistan’dan ayrılan Batı Yunanistan, kültür bakımından daima geri kalmıştır.
Yunanistan’ın V. bine kadar giden çok eski bir kültüre sahip olduğunu bu ülkenin çeşitli yerlerinde ortaya çıkarılan neolitik buluntular göstermektedir. Teselya’da, Larisa ile Volo arasındaki Argisa höyüğündeki kazılarda keramiksiz neolitik kata rastlanmış, ele geçen bulgulardan burasının ziraata dayalı bir kültüre sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Başka höyüklerde yapılan araştırmalar bu keramiksiz neolitik kültürün üzerinde, keramikli erken neolitik kültürün yer aldığını göstermiştir. Gelişmiş neolitik kültür ise ilk kez, Volo yöresinde Sesklo adlı bir höyükte bulunmasından dolayı Sesklo kültürü (Teselya A kültürü) diye adlandırılmaktadır.tesettür elbise

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder