tesettür ile evliyalar bilgileri

tesettür ile evliyalar bilgileri

 evet  bugün yine yazılarımı  yazan tesettür diyorki eş-Şeyh eş-Şerif Ali bin Meymun el-Endelusi el-Magnbî tarikatını Kutbul-An fin EbuTHasan Ahmed bin Muhammed es-Sâsi et Tunûsî den aldı; o Ahmed bin Mahluf eş-Şazelî el-Kırvânî’den aldı; o önce eş-Şeyh el-Edib Alı bm Mahcûb el Kır vânî’den ikinci olarak Abdu’l-Vehhab el-Hındî’den; o Ebu Musa es-Sıdrinî’den; o Ebu Muhammed Abdullah el-Mervezî’den; o Ebu Yakub bin Yahlûf el-Kasî’den; bu üçü de Şeyh-i Kebîr Şuayb bm Hüseyin Ebu Medyen el-Ma^nbî el-Işbıli den al dılar” (Allah Teâlâ sırlarını takdis etsin).
Şeyh Ali bin Mağribî Maliki mezhebine mensuptu, âlim ve fakihtı. Tarikata girmeden önce Fas’ta kadı olmuştu. Ecdadı Fas padişahı, Sultan İdrıs’m soyundandı. Kendisine ilahi bir cezbe erişince malını, mülkünü ve dünya mevkilerini terk eyledi, intisap edecek şeyh aradı, Mağrip şeyhlerinden çoğuyla bu maksatla sohbet eyledi. Tarikatını Ebü’l-Abbas Ahmed bin Muhammed’den (k.s.)
almıştır. İcazet aldıktan sonra gemiyle Akdeniz sahillerine ulaşmış, oradan Şam'a varmıştır. Oradan hacca gitmiş ve Mekke-i Mükerreme’de Şeyh Abdülmutî’yle sohbet etmiştir. Tekrar Şam’a dönerek Abdülkadir Geylanî (k.s.) tarikatından Şeyh Abdulkadır Safedî’yle sohbet etmiştir. Bu şahıs zamanının İbn Fariz’idir. Tâıye kasidesine nazire yazmış tır. Bunu Resulullah’m (s.a.v.) emriyle yazdığını söylerler. O kasidenin adını Sılku h Ayn Li ızhâbı 'l-Gayn koymuştur. Şeyh Alvan o kasideye şerh yazmıştır ve Şeyh Ab-dulkadir Safedî’nin o risalede menkıbelerini anlatmıştır.
Şeyh Alı Mağribî’nin tarikatı sohbet, riyazet ve hizmet üzerinedir, uzlet ve halvet üzerine değildir. Bütün hallerde nefs mücadelesi üzere bulunmaktadır.
[683] Başlangıçta cehren [açıktan, görünür şekilde] zikredihr, zikir [kal olmaktan çıkıp] hal oluncaya kadar buna devam edilir Ziknn hali olması devamlı agahlık-tan ibarettir ve havatır-ı
Şevli ZıraiMİıin £bu*D>Nedb Sühreverdi Abdullah bin Muhammed bin lilı hm Sa‘d bin Haşan bin Asım bm Nasr bin Kasım bin Muhanmıed btn Ab|ı|J İHI .AKJurrahman bm Kasım bm Muhammed bin Abdullah [£bu Bekir cs SılB
i] (ABah cümlesinden razı olsun).
ZmaddHi Ebu'n-Neob Suhres'erdi’nin babası Abdullah’m, Muhammcıi 4 İH datu Yardı. Şeyh £bu Hals Ömer es-SûhreverdI onun oğludur ve Ak HâiretİenDfli şovu bunlara ulaşır. .Akşemseddin Hazretleri ilk zamanlarda ab uhsdiyle meşgul olmuş ve Osmancık’ta müderrislik görevinde bukniş
OsBUAogu&armdan Sultan Mehmed Oğlu Bayezid Han’a kazasker ol^İM .Ak Hindi (Ls.) şo^ie nakleder:
Befin habaoı Haa Bayram*in mûndiydi ve daima Akşemseddinle bukpâ tasavTuti meylini anlıyarak Hacı Bayram*a teşvik edenk Hk kvmak açm kendme mensup olanlarla zaman zaman dılendiftedai n yenden onlara uvmaktan kaşmirdi, o sıralarda da Şeyh Ze\mûddin Haib Li.) fohrrtı ulkemn her yanına ulafmıştL Akşemseddin Hazretleri medref^Mil l^:> AnbmiMi'â teveccüh etti, Halep e vardı, oradan da kafileyle Şeyh ZcybnHİ ’aâmâ grtmeyi murat etti; tesadüfen o gece bir rüya gördü. Rüyasındi kendi bf
nunda bir zincir vardı. ZMcurm bu licu AnJcara da tmkmmı hUa deydi. V'akıadan uysuıu uyuman gen dundu re tekrau Ommsmaâ s guM adı geçen İmam Alı hlendı *tun behdenyie keduşuy Heta Bsyrmm m kmem teveccüh olmuşlardı. TesMİufen o çırada Hacı B^yr^ m Imrçadi imecem vs [686j Akşemseddın ve ymunddu kişt bumm mmerme çıkagelmişler, ika ak Bayram Hazretlerinin hizmetine kaşuyorLâTg fduat o msU altüM etmavunia. A yemek vakti oldu. Tekneler içinde yogut we bugddy sşa getınyorlju, her yere i boluk dağıtıyorlardı. Kaylunun kopeklenne de bu mıkuu aş dukuytuldrdi, i Bayram Hazretleri, Akşemseddm Hzzretlenne yine ütıîat etmiyor ve yemeğe Ja etmiyordu. AJcşemseddın ise teklifsiz, kopeklenn vanaic/anna kanuljın Jiştn ysnı çoktu. Bunun üzerine Hact Bayrıun Hazretleri elinde oimzdzn, "Ben gel hey ktHu bizi yaktın* diye iltifat etti ve kendi sofrasına çağırdı^ boyJece o da muntlen armmına katılmış oldu.
Amasya müftüsü olan meşhur Paşa Çelebi, Akşeyhin kardeşinin oğludur. Mısır boğlu Şeyh Abdurrahim Hazretlerinden (k^s.) işittiğime göre şöyle diyordu:
Halil Paşa'nın oğlu Süleyman Çelebi Edimede hasta olmuştu. Halil Paşa, Meh med Han oğlu Murad Mantın veziriydi. Oğlu Süleyman Çelebi de kazaskerdi vw hır başka oğlu olan İbrahim Paşa Edime hadisiydi. O sıralarda Ak Şeyh Hazretleri de Edirne’deydi. Merhum Halil Paşa Şeyhi davet etti.
Mısırboğlu diyor ki; Şeyh Hazretleri beni de yanına alıp vardı, içen girdiğinde padişah hekimlerinin Süleyman Çelebi'nin çevresinde ilaç yapmakla meşgullerdi, havan dövülüyordu. Şeyh Hazretleri hekimlere:
—Hangi hastalığa ilaç hazırlıyorsunuz diye sordu. Hekimler:
—Filan hastalığa diye cevap verdiler. Şeyh Hazretleri:
—Buna sersam hastalığı ilacı gerektir dedi. Hekimler:
—Bunun hastalığa o değildir, hız aksini teşhis ettik, madem öyle diyommuı^
buyrun ilacını da siz bulun diyerek incinip ayrıldılar.
Mısırljoglu. “Şeyhin bu cesareti karşısında şaşırmıştım. Zin ne hastanın yamar vardı ne de dvırumunu inceledi” diyor. '
Şeyh H.azretJeri hemen kalem ve mürekkep g^etirtti, Alan Alan maddeleri gmtŞ sinler diye yazdı. OetiriJen maddelerden ila*^ yaptı, hemen saatîmie sıhhat alamedf Tİ belirdi. Dışarı cıltınca
, ş6b1u göaaâ km bmrnipm, hiçbir ftyun fok. Baoan t Hjoıvllm lulm cKvrftı vr hm ihya cftL O gece doft fiz vıkn beh ■■■«■ İÇ* €E* oİMoertrn. drni Lalan j*p hcpmi haönmdâ b<ı^İ^ kmtmmmm htştam^aoM ışarvt kovdam. Hepn LemairTİe hatnnda^
haı^ jyetı okıiTacagımı ayırt edemeyecek kadivlls I b, bv Lorunu er İBizunm hepsi mrim beıekelı cMpI^ mir vr dmnra drraB ettinL Halertm berat gecesme rasdayaD 9* pKfiel mm em
$e^^kiadı Hmza olop Anadolu’da Keskin köyünde va irfmimr sahibi Karhısar-i Sahıb’te yatan Abdurrahim Çelebi, Isbip te j ântfh dfmrktr meşkm Şeyh MnsLhûddin gibi kışdeno hepa i
Ama hana her gün kıışink raktBide hv; m hr tefd m eerâirdî; bolamaçla ekme|:i yer, «yu içenim jlp km yaptigm hayraııryet yolana yakışv, bananla sdAk akgmjl Şeyim loamet edeım o gun getırdjp yiyeceği lubal etraeâ», ff»
■İL O gOB çok anatjnp oUoa. yareğmı Lmndı, ertesi ğûn İL ftfk Huredm dfı—ı {azmet edenden tomp ona liC t İMaa. 'FadaUi team neyine gerektir? Siçm feytataa ığraayb. jlfte tjhhm tem y*edea*z aa? Scaaı tabutau bilmez rai? Scaia ı
i ârrmm edcvİL Smmm Aı
Şcfh İbrıİMni« «mkı fvfdb tndct ; c|ıc«. fBOt İİ71 cttırvdt Mk kıskf nlıriTi Ladjr I
iMktü koFyardL
TcMiria [fim, tmnâm] miyahtirn Şctlı tbnhMiı ıhdıt ftmiftn 090^ İki Kâ br LkMİ Şeyh [bnlaoı Hazredermm teımur ıhdamuı tehebını ^«rh l^ıt
İeiâfcı Ç€İ* Haırrdmnden (AUah trUmet verun) tonışturcKı 0|oyW cbdı
- Rabaaı Şeyk tbrahvn İ-Uzm&en Kaıncn de Ak Şeyh Hazretleri hayıtüyken ıyW vya^km deram ettınnrkteyken bir buyuk kabı haline duşmufler, her ne kâ diT defim v^lışmı^aru da başarüa oLiinafiu>lardı. Bu sebeple Ak Şeyh Haaretlennı oraıete İLaıar yenmeler re yoU koyulmuşlar.
O Hralar Ak Şeyh Hazretleri Iskılib'uı keyierinden Evlek te kabyormuş. Kan-■uno^'ıuın isyanı yüzuıulen babam Tokat'tan dolaşmış. Yolda konakladıklarında bir vakıa goror. N'akaaya göre Ak Şerh Hazretlen suretinde bir kimse gelmektedir .\riasanda öne dokuhnüş bir cübbesi viTi başında sangı, bir tandınn uzennde otu rw re kabz habnı gıdemıesı ıçm boyie vapmasmı söyler Babam Hazretlen de ko naklaJıidan yerde adamlarından Hoca .Ahmed dede*ye bir tandır yaptırır, l^^ıne ateş Taktn ve yabada gordugu şekdde uzenne oturup ter döker, hemen stkıntM g^der, 1(1 apir. goolû teraUar, lumır ve afiyet buhır.
Sonra bo v^aayı Şerhin hımmına yardığında an eder. BuyımnUr b Bundan «onn b« geleneği terk etmerinn re demşlcıe raptmo.
Bundan sonra demşkr bzgm ateş re tem toennde gezinip tefti teıb tn ıçcrlff ve ter dökerlerdi re bu şekilde ruhlannı tasfiyeye t^ tutarlutk V'efıtlan M* 14«2 rınmde bv sak gecesi vukubuldu.
Kabn kLaysen dedir
Bu ifadeden muradınız nedir ey üstat?
-O^un fuda bo^lmuf.
Benim ogium mu?
-Evet-
-KesınİıkJe Allah böyle bir şey yapmamıştır.
Şeyh Seli tekrar sabır ve nzadan bahsetmeye başladı. Kadın.
-Kalkın, benimle gelin dedi. Kalktılar, beraberce o ırmağa gittiler.
-Oğlum bunun neresinde boğuldu diye sordu. Gösterdiler.
-Muhammed, oğlum diye çağırdı.
Buyur anneağım.
Kadın suya daldı. Oğlunun elinden tutup çıkardı, evine goturdu.
Şeyh Cuneyd’e dönerek:
-Bu nasıl olur? Bunun açıklaması nedir diye sordu. Cüneyd şöyle ceraph^
-Bu hatun Allah TeÜâ'nın üzenne vacip kıldığı her şeyi gözetirdi. bir kimsenin hükmü odur ki, kendisiyle ilgili her hadise ona mutlaka bildirilir dişine oğlunu kaybettiği biidirilmediği için söyleneni inkâr ederek “KcsınlıldeiH bunu yapmamıştır* dedi.
Tuhfe (k.s.)
Seri Saluti anlatıyor: “Bir gece uykum kaçtı, teheccütten de mahrumkıMi derecede mustarip ve huzursuz oldum. Sabah namazını kıldıktan sonra bu ıMş ve huzursuzluğumun dineceği zannıyla dışan çıktım, dolaştım. Fakat hiç Ms medi. Sonunda dert sahiplerini görerek kaygı duyar, ibret alır, kendimi tcsdiitt nm diye akıl hastahanesine gittim. Oraya girince içim açıldı, gönlüm ferahlaâb den son derece güzel ve gencecik bir cariye gördüm. Pahalı elbiseler gıymi(t4 dan burnuma güzel bir koku erişti. Güzel bir yüzü, hoş, tatlı bir görünüşü varâl leri ve ayaklan bağlıydı, beni görünce gözleri dolu dolu oldu ve bir miktar prâ iu. Hastahane sahibine onun kim olduğunu sordum. “Divane olmuş bir c0 Ifendisı âkil başına gelsin diye ona kelepçe vurdu [buraya getirdi]* diyeİMi^ îariye onun bu sözlerini [700] işitince, boğazında düğümlenen acısı gozyUİ^ İziildü ve şu beyitleri okumaya başladı:
lA SUFlLIAOi MEATlAeLEAttIl ARİFE KADINLAR
Ef ahak Ben mecnun değilim^
Bet sarhûfiumf ama kalbım ayıL Sutçsuz oldi^m halde eütnmt hağladtmz,
Yfgdne suçum olanca gücümle onu sevmek ve hu uğurda rezil olmayı göze al-moL
Meftun olmuşum ben, sevgisine bir sevgilinin.
Onun kapısından aynitp rahat bulacağım başka bir yer de istemem.
Yaranma olduğunu sandığınız şey benim zaranmadır.
Aleyhime zannetiğınız şeyde benim için kurtuluş vardır.
Efendiler efendisini sevsem nola. Zira Ben günahtan ona sığınmışım.
Onun hu sözJen bcm derinden yaktı, hüzünlendirdi, ağlattı. Gözyaşlanmı gö-nınce dedi ki:
-Ey Seriî Sen işittiklerinden dolayı gözyaşlannı tutamadın. Bir de bunu hakkjy= la anlayabılsen, halin nice olur?
Sonra bir sure kendini kaybetti. Ayılacağı zaman ona seslendim:
-Ey cariye.
-Buyurya Serî!
-Beni nereden tanıyorsun?
-Onu tanıyalıdan beri asla cahil olmadım.
Muhabbet üzerinde söz söylediğini işittim. Kimi seviyorsun?
Lütfedip bize kendini tanıtan, hediyeler ihsan eden, kalplere yakın olan ve dı edenin duasını kabul eden Zatı.
-Seni buraya kim hapsetti?
-Ya Seri! Bu hususta hasetçiler birbirine yardım etti. Sonra öylesine keskin 1 nara attı ki, canı v'ücudunu terk etti ve hayatı sona erdi zannettim. Sonra içinde h lunduğu hale uygun birkaç beyit okudu. Hastahane sahibine onu salıvermesini si ledım, o da kabul etti. Ben tekrar cariyeye:
-Var git istediğin yere dedim. Dedi ki:
-Nasd gıdenm Ey Serî? Gönlümün sevgilisi beni, kullarından birine köle naış. Eğer efendim razı olursa giderim, aksı halde sabrederim.
o mnâA ffrTİMi hâsuhanrme çıkagekk Hapishane bekçıatııe Tü^.
oU^|Mi fOi^ O da içerde ve ranında da Seri rar dedi. Elendi
•epdirUk.lir.afd. W9 bana hürmet etti. Ben dedim Iü: *Şy
pp kir*t Um gösterdisarpdan daha listımdur. Sebebi neyd 4, %
- Sckekı çek. Akim ^mınifCı. Yemez, içmez, uyumaz, btzı de fd id—r, çok pDffyar dokenk Oysa benim tek senretım buydu,
ddıra. Sanatında uzenne yoktu, omda
-ktanUir [şmhcL ça%»a].
-Ne fimmıdafi ben bu derdin ıçmde?
-OwU önce naaldı?
-Udrnıı yarma akr, fa beytderie faıia söyierdi:
Amt eimm h daima ahdime sadık kaldım,
Dardunddaktan sonra da bulunmadım,
Kalbtmm her tarc^ vecdle doludur Sa§dzeehm,tcseüım, sükûnetim, olabilir?
Ey, bemm ıçm kendisinden başka Mevlâ olmayan.
I la bent, tnsanlann içme köle olarak salıverdin.
[lOl j Ondan sonnı kalkıp udunu parçaladı ve ağlamaya başladı. Biz tok oUif diye ayytadıL Ama sonunda anladık ki, hiç de öyle değilmiş Canyeye *Doğnı mu bımlar* diye sordum. Yaralı bir gönül, kırgıo kAl
Hak bana kaOnmden hitap etti,
Bayleu bsamm üzere bana vaaz edildi.
Uzak âen bem kendine yaklaştırdu
Aiak bana özettik verdi ve kendine dost edindi
Davete seve seve icabet ettim
m SUrtUMON MERTEMUUONE UUİ^AN ARİFE KADINLAR
Bent davet edene buyur, emrindeyim dıyereL önce tfeledtğım suçlardan korktum,
Sonunda sevgi arzularla beraber oldu.
Ofidan fonra ben cariyemn efendisine, “Değen neyse söyle, fazlasıyla ödeye-yını" dedim.
- Vah zavalb fakır diye bagırdL Sen onun parasını nereden karşılayacaksın, ni-hifft bir dervişsin.
~ Hele acele etme sen. Burada bekle, ben gidip onun değeri olan parayı getireyim.
Sonra ağlaya ağlaya gittim. Vallahi o sırada yanımda para namına bir şey yoktu. Gece boyunca şaşkınlık içinde, yapayalnız niyazda bulundum. Gözümü dahi kırpmadım. Ey Rabbım! Gizli ve açık her şeyi biliyorsun. Senin lütfuna güveniyorum, beni rusva etme" diye yalvarıyordum. O sırada birisi kapıyı çaldı. Seslendim:
-Kim o?
-Bir dost.
Kapıyı açtım. Elinde bir ışık ve yanında dört çocukla duran bir adam gördüm.
-İçeri girmeme izin verir misin ey üstat dedi.
-Elbette, buyur dedim. İçeri girdikten sonra sordum:
-Sen kimsin?
-Ahmed bin Müsennâ’yım. Bu gece hatiften bir ses bana şöyle dedi: “Şu bef keseyi al, Seriye götür. Bununla onun gönlünü ferahlat. Ta ki Tuhfe'yı satın alabilsin. Tuhfe katımızda değerlidir.*
Bunu işitince bana verdiği bu nimetten dolayı Allah a şükür secdesi ettim. SeJi devamla diyor ki: O gece oturup sabahı bekledim. Sabah namazım kıldıktan sonrj elinden tutup o adamı akıl hastahanesine götürdüm. Hastahane sahibi etraftna balj mıyordu. Beni görünce:
- Merhaba dedi. İçeri gel. Gerçekten Tuhfe’nin Allah Teâlâ ya bir yakınhğı v btında bir itiban varmış. Dün gece hatiften bir ses bana şöyle dedi: “b^hMİ Tuhfe katımızda önemlidir, yardıma da layıktır. Şartlar ne olursa olsun o bize fd laştı, sonra bu yolda ilerledi ve yükseldi.*
Tuhfe bizi görünce gözleri buğulandı. “Beni halkın içinde meşhur ettin diyerc Allah Teâlâ’ya münacâtta bulundu. Oturduğumuz sırada Tuhfe nin sahibi de ^
nfUrtUEKİN M1*TWIIUJ*İNE ULAMAM ARİFE RAOINI^R
yşı mrff^ Tavaf yıptıjımu bir sırada yaralı birinin sesini işittik- Yaralı gönlüyle ^»fİBjrordu;
Allah aşığı dünyada hastadır,
Sorup gittiği için hastalığı, derdine Allah derman oldu.
Ona muhabbet şarabından bir kadeh sundu.
Gdzetleyıa Hak badeyi sununca kana kana içti.
Omm sevgisiyle sarhoş olup ona yükselmiştir.
Muhabbetiyle şaşkındır, Onu görene kadar.
Yanma gıtüm. Beni görünce:
I - Ey Seri diye seslendi:
-Buyur. Allah sana merhamet etsin, kimsin sen?
-ADah! Allah! Tanıştıktan sonra tanımamak da varmış. Ben Tuhfe'yim.
Bu hayale, iskelete dönmüştü. Sordum:
-Ey Tuhfe, inzivaya çekildikten sonra ne fayda gördün?
-Beni kendisine yakın kıldı [kurb], dostluğunu bağışladı [üns] ve kendisinin dı-indablerden uzaklaştırdı [vahşet].
-İbn Musennâ yolda vefat etti dedim.
-Alah surmı mukaddes kılsın. Allah ona gözlerin görmediği nice nimetler ihsâ^^ «ÖL Cennette komşuyuz onunla dedi.
-Sem azat eden efendin de benimle geldi dedim.
Gizlice bir duada bulundu, sonra Kabe’ye karşı düşüp, ruhunu teslim etti. Efen
As gelip de onun vefat ettiğini görünce o da Tuhfe’nin üzerine düştü. Varıp 1 wm «İkeledım ki, o da ruhunu teslim etmişti. Her ikisini de yıkanıp kefenledik ı topr^ verdik (Allah her ikisinin de sımnı mukaddes kılsın.)
ÜMM-İ MUHAMMED (K.S.)-tesettür sundu ve yazdı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder