tesettür ile evliyalar bilgilerimiz

tesettür ile evliyalar bilgilerimiz

 sizlere en güzel yazıları yazan tesettür dediki T)3‘ Şeyh Muhyiddin Abdülkadir Geylanî’nin (r.a.) halası olup, salıha ka dandı
Derler ki. bir yıl Ceylan’da kuraklık olmuştu. Halk yağmur duasına viktı, ı yağmadı. Butun insanlar Ürnm-ı Muhammed ın kapısına gelerek, yaf
MVAHArfTL-ÜNS
, —O ermin onune çıktı ve *Ya Rabbi! Ben süpürge ord»^^
, serp* <fc«t Çok geçmeden bardaktan bo?ao"^casına yağmur yag^ıy,
BİBİK MERVİVYE (k.s.)
$eyk Ebm SjmJ EboT-Hayr (La.) anlatıyor; Merv'de bulunduğum sırada orada B|. hâi mamde yaşk bir Ladoı vardı. Y^nımız^ geldi.


-Ef Ebm Sııd, sjna ştkÂyete geldim dedi -SofisdeıbL
-ImâoLr, bv an okun bizi, k^ndinıjze bırakma diye Allah ’a dua ediyorlar. Ben me otBZ yd w kı, beni bir an nekıme bırak, ta ki kim olduğumu göreyim veya fo jttda ben vır mıyım, bunu bleyim diye dua ediyorum. Fakat bu arzum hâli gerçek
Destur-İ Ka'b (k.s.)
leyb Ebu Said Ebûl-Hayr demiştir İd: “Ki'b’m kızı kendi kölesine âşıktı* [derler]. imâ bûtoo feyUer ocum söylediği bu sözlerin mahluk üzerine söylenmesi mümin olao sözlerden olmadığında birleşirler. Başından şöyle bir hadise geçmişti: Bir in o köle ansızın Kili m kızına yaklaştı ve eteğiıün ucuna sarıldı. Kız oğlam azar-nrak dedi kk 'Efendimle beraber olup ona tutkun olmam sana yetmez mi? Ben m b« hab kazandırdım, sen ise beni arzuluyorsun."
Şeyh Ebu Said dryor ki: Onun söylediği şu sözlerin bir mahluk hakkmda söyten-■ mannkus değildir:
Afk'a btr LuTflageçtimyme bend Oimadi çok kufis ettim sud-mend Btr demzdır aşk ona yoktur kenar Bomek olmaz, ehem ol ey mustemıd Aşka istenen ki pay an bulasın I EncekhernAfeseneketgdpesend.
I Yâr ohp ker zeşde hob anlapi
ER SUFtLEJUN MERTEBELERİNF ULAV^ ARİFE KADINLA»
Zehrier rtuf eyleytp zan eyle kand Bilmedim tusenlığ ettim Ldmıl Kim çekecek dahi berk olur kemend
FÂTIMA BİNTİ'L-MÜSENNÂ (k.s.)
Şeyh Muhyiddın İbn Arabi (Ls.) Futühât mdai diyor ki: Nice yıllar F4tıma Bintı Musennâ’nın bizzat hizmetinde bulundum. Yaşı doksanbeşden fazlaydı vc ben gençli^nde, yüzündeki güzellikten dolayı ona bakmaktan utanırdım. Onu kim görse ondordunde sanırdı. Hak Teâlâ’yla arasında acayip bir hal vardı. Hizmetinde bulunanlar arasında o beni tercih eder ve hakkımda şöyle derdi: “Filan kimse gibisini henüz görmedim. Ne zaman yanıma gelse bütünüyle gelir, dışarıda hiçbir şey bırakmaz. Ne zaman yanımdan ayrılacak olsa, bütünüyle gider ve önümde hiçbir şey bırakmaz.*
[704] Şeyh ondan şunu işittiğini nakleder: “Şaşanm o kimseye ki, Hak Teâl^’yı severim der ve onunla neşelenmez. Oysa o Allah Teâlâ’yı müşahede etmekte ve gözü Ona bakıp durmaktadır. O bütün varlıklarda mevcuttur, bir an bile kaybolmaz. Bu insanlar nasıl muhabbet iddiasında bulunurlar, acaba utanmıyorlar mı? Muhabbetin yakınlığı bütün yakın olanlann yakınlığından üstündür. O halde ne diye bu sözü söylüyorlar?* Bana sordu:
-Ey oğul, bu sözüme sen ne dersin?
-Söz odur ki, sen söylersin. Daha sonra şöyle konuştu:
-Vallahi şaşıyorum ben. Habibim Fatiha suresini benim hizmetime vermiştir. Buna rağmen yemin ederim ki. Fatiha suresi beni sevgilimden asla alıkoymamış ve bana perde olmamıştır.
Yine Hz. Şeyh Muhyiddin anlatıyor; Biz onun önünde oturuyorduk. Yaşlı bir kadın geldi. Bir şehrin adını vererek, kocasının bir kadın daha almak için oraya gittiğini söyledi. İbn Arabi sordu:
-Geri dönmesini ister misin?
-İsterim.
Ben yüzümü Patıma Hatuna çevirerek:
-Anacığım kadının ne dediğini işitiyor musun dedim.
-Sen ne istersin dedi.
-Kadının ihtiyacı gorüJsun, kocası getirilsin isterim dedim.
-Pekiiâ, hemen Fitiha'yı göndereyim ve bu hatunun erini gctırmç%, siye edeyim.
FAtıhA’yı okumaya banladı. Ben de onunla beraber okudum ve ajılad„j^ dugu Fitıha’dan maddi bir suret inşa etti ve “Ey Fâtıhatul-Kitab. Filan \ bu hatunun enni getir ve onu getirmeden dönme’ diyerek gönderdi. N Fitiha’yı gönderdiği zaman ile erkeğinin geldiği zaman arasında, o kad^ safeyi katetmenin mümkün olacağı bir zaman geçmedi. ^
Sevda’nin Carîyesİ (k.s.)
Zunnün Mısri (ks.) şöyle anlatır: Siyahi bir cariye görmüştüm. Çocuklar, ka Allah'ı gördüğünü söylüyor diyerek onu taşlıyorlardı. Ben o cariycnuiB^ duştum. Bana şöyle seslendi:
-Ey Zunnün!
-Sen beni nereden tanıyorsun?
~ Allah dostlannın ruhları Onun askerleridir, birbirlerini tanırlar.
-Şu çocuklann dediği nedir?
-Ne diyorlar?
-Ben Allah ’ı görüyorum dediğini söylüyorlar.
-Doğru söylüyorlar. Onu anlayalıdan beri onunla arama perde çekilmedi hiç
Adi Meçhul Bîr Kadin (k.s.)
[705] Yine Zunnün anlatıyor: Kabe'yi tavafım sırasında, şimşek gibi birnunınpı ladığını gördüm. Onun parıltısı bulutlara, hatta semalara kadar yükselmişti. ^ kildim. Tavafımı tamamladım, sırtımı Kabe duvanna dayadım ve o nuru düşün» m bâşlâdım. Birden kulağıma dertli bir kimsenin sızlanışı erişti. Sesi takıp ettnn» nr cariyenin Kâbe örtüsüne sanlarak şöyle söylediğini işittim:
ER SUFtLERlN MERTERftLElÜNF ULAMAN ARİFE KADINIM
Beden ve gözyaşı,
Sırrımı açıklıyor.
Ben fevgtyt gizlemiştim ama O göğsüme sığmaz olmuştur.
Ben de hır köşeye çekilip onun derdine gözyaşı doktum. Sonra o, *Ey Allahım! Ey Efendim! Ey MevUm! Sen beni ancak bana olan sevginin hakkı için bağışlarsın" dedtBen;
-Ey canye dedim. "Sana olan sevgim hakkı için," yani seni sevdiğim hakkı için demek sana yetmez mı ki, “bana olan sevgin hakkı için, yani beni sevdiğin hakkı Hin diyorsun. Onun seni sevdiğini nereden biliyorsun?
-Allah TeiU’nın kullan vardır ki, Hak Teâlâ onları sever, onlar da Hak Teâlâ’yı severler. Yüce Allah’ın 'Allah bir kavim getirir ki, onları sever, onlar da Allah ı se ferler” ViAlDF 5:54j ayetini işitmedin mi? Burada Hak’kın muhabbeti onların muhabbetinden önce değil midir?
-Seni son derece zayıflamış görüyorum, hastasın herhalde?
Uzak derde düşer Hak kı sevenler,
Yme ol dert olur, onun devası.
Kılar zikri dil u canı hayran Ona dek kt nasıb ola likası
Adi Meçhul Bîr Carîye (k.s.)
ine Zunnûn Mısri anlatıyor: Bana âbide bir cariyeden söz ettiler. Onun halini sow um. Harap bir kilisede bulunduğunu söylediler. O kiliseye gittim. Gece uykusuz |undan eriyip gitmiş, zayıf bir vücut gördüm. Selam verdim, o da selamımı M ^diiı' ki:
. Şunda Habeş topraklanndaydım. Allah Tcâlâ'nın senin gönlüne tecelli ctti-^ıe Midini diğer kişilere ıhsan etmediği bir şeyi sana lütfettiğini müşahede et-SR Sem görmek ve bunu anlamak istedim. Sonra bugün ben sizin sohbetinizde* lüfennle iftar edeceğim dedim.
Şova yola koyuldu. Derenin bir kenarında o, diğer kenarmda da biz gidiyor-iâ. Gece olunca gökten bir sofra indi. Üzerinde altı yufka ile sirke ve sebzeler bu-j—ynrrİn. 0 cariye, “Bana ve misafirime ikram eden Allah'a hamdolsun. Her gece lüiiayu&a merdi, bu gece her birimize ikişer yufka indi" dedi. Sonra üç ibrik su ■4 içti. Yeryüzündeki sulara benzeyen bir tadı ve lezzeti vardı. Sonra yine o gece aoda ayrılıp gitti. Mekke’ye geldiğimizde tavaf sırasında Şeyh Adiy’e tecelli vaki kendinden geçip yere düştü. [707] Öyle ki, bazdan onun vefat ettiğini bile »ffedı Ansızın o cariyenin Adiy’in baş ucunda durarak, “Seni vefat ettiren sana halat leran’dediğini gördük. “Allah öyle yücedir ki, celal nuru hadiseler ancak Onun iohbyle ayakta durur, sıfatının zuhuru karşısında evren ancak Onun desteğiyle ka-:¥lalar. Hatta Onun kutsallık nurları akıl gözünü görmez kdar, güzelliğinin kokusu di kşlerin zihnine durgunluk verir.
Ondan sonra bana tecelli vaki oldu. İçimde bir ses işittim ki, sonunda bana şöy^ k deniliyordu; “Ey Abdülkadir! İnsanlann menfaati için zahiri tecridi bırak, tevhf »e lefade sarıl. Halkın faydalanmasına ver kendini. Bizim has kullanmıı vardır vi «dm senin aracılığınla yakınlık [kurb] şerefine eriştirmek istiyoruz.*
Birden o cariye dedi ki:
'Eygenç! Bugün ne oldu bilmiyorum, senin başın üzerine nurdan bir çadır
ta göklere kadar melekler senin dairende donuyorlar. Bütün evliyanın ^^^ makamlanndan hayretle sana doğru çevrilmiş ve hepsi de sana verilen h •da»
anulamakta.
NEFAHATUX tTNS
İSFAMANLI KADIN (K.S.)
Şeyh Ahdıdkadır’ın muntJennden biri anlatıyor: Bir gun minberdeyk^,^ ı ri^ak halı rakı oldu. Sangının dugumu çözüldü. Kendisi bunun farku^^ \ Oradaki herkes Şeyh e uyarak takke ve sank örtülerini minbenn dibine eski haline donup konuşması sona ennce sangını düzeltti. Bana ortu vş ^ tekrar sahiplenne vermenu söyledi. Ben de öyle yaptım. Gende bir tulbeı»^ ti, sahibi de ortalıkta yoktu. Şeyh onu kendisine vermemi söyledi, verdim, na atar atmaz tülbent kayboldu. Ben hayretler içindeydim, şeyh nunberdç^^ bana şöyle dedi: "İsfahan'da bizim bir kız kardeşimiz vardır. Meclıstekıler nı atınca o da tulbentını atü. Ben onu omzuma koyduğumda Isfahan dan tıp gen aldı." ^
İRANLI KaDIN (K.S.)
Şeyh Nccibuddın Alı bin Buzgüş buyuruyor ki: Bir zamanlar, Gülpayegin den bir kadın Şiraz a gelmişti. Zaman zaman beni ziyaret ederdi. Haberdar ^ gozu açık] bir hatundu. [O sıralar] elim biraz dardı ve o da bu halimi Evimde bir iki göz ambar vardı. Eğer Allah hububattan arpa, buğday gibi bu jeyi, nrsc o ambarlara koyardım. Şimdi ise boştular. Kullanılacakları zamana kadin, miz dursunlar diye agızlannı kapatmıştım. O kadın içlerinde bir şeyler vanana ve bana dedi ki;
-Mademki elin dar, niçin şu ambarların içindekilerden azık edmmiyorsun^ ['’OSj - Boş onlar.
-O halde niçin ağızlanru kapatıyorsun?
-Temiz dursun diye.
Kalktı, onlann kapaklannı açtı ve şöyle konuştu:
-Bunlar ağızlan kapalı olduklan için boştur. Eğer ağızlan açılsa aç ve aqkdi ağız gibi olurlar, Hak Teâlâ da o ağızın nzkını gönderir. İhtiyaç vakti gelince tef yın nzkmı yine kendisine uygun bir şeyden eriştirir. Bu ambarlann da nzkı dflte Kannianmn boş olduğu ortaya çıkınca ekin ve hububatla dolar.
O kadın bu ışı yapınca Hak Teâlâ derhal o kadar buğday gönderdi ki, otete İClin hepsi de doldu ve o kadın Allah Teâlâ nın velilerinden biriydi.
[Lâmij mn ilavesi]- tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder