tesettür ile evliyalar

tesettür ile evliyalar

 evet tesettür dediki Câmî Nvfahât'R !;jövlo haclar: Şeyh, imam, arif Ebu Abdurrahman Sülenıî. ya-kin ehlinin ulıılıılannclaıı ve din büyüklerinden olan tarikat şeyhlerinin halife rine ve gidişatlarına dair bir kitap yazmış ve ona Tabakdtn's-Sûfiye adını N-emıiştir. Sillemi süfileri 5 tabakaya bölmüş, her tabakayı da aynı zamanda vTva birbirine yakın zamanlarda kendilerine velilik nurları ve hidayet eserleri göriınınüş mürit ve mııhibbilerin üstadı olmuş kişilere tahsis etmiştir Her tabakaya 20'şer şeyh ve bu tâiflerin imam ve âlimini koymuştur. Makam ve vaktin icabına göre onların kutsal sözlerinden ve güzel davranışlarından tarikata. ilme, hale ve gidişatlarına rehberlik yapan sözlerini, eserlerini a(^‘ikla-raıştır.
Hazreti Şeyhülislam. Kehfu'leııânı, Nâsırıı’s-sünne ve kâmi’ulbid'at Ebu İsmail Abdullah bin Muharnnıed Ensari Herevî sohbet meclislerinde, vaaz ve nasihat toplantılarında o kelimeleri ve halleri yazdırmış, Sülenü'nin eserinde bulunmayan bazı şeyhlerin sözlerinden, bizzat kendisinin bazı zevk ve veed hallerinden yaptığı eklerle o kitabı genişleşmişti... Herevî’nin eseri eski Herat diliyle yazıldığı için anlaşılması zordur. Ayrıca Herevî eserinde saclece l>azı eski şeyhleri anlatmakla yetinmiştir. Bazı eski şeyhler, Herevî’nin çağdaşlan ve Herevî'den sonra gelenler bu eserde yer almamışlardır.
Cami işte bu eksikliği gidermek için Herevî'nin eserini sadeleştiriyor, ona yeni unsurlar ekliyor, Herevî'den sonra yetişmiş olan sûfıleri de eserine kaydediyordu.
Anlaşılıyor ki Nefahât tercümesi dört aşamadan geçmiştir.
1.Aşama: Süleınî'ııin Tabakâtu's-Sûfiye'mlır.
2.Aşama; Herevî'nin, Sülemî’nin (»serini bazı ilavelerle Farsçaınn Herat şivesine ve lehçesine tercüme etım'sidir. Herevî'nin bu tercümesinin liazı oîBel-likleri şunlardır:
a) Herevî Sül(*nıî’nin hayat hikâyeh»riın anlattığı sûfılerin (Film AİKİullalı Şarani hariç) taınaınını alınıştır. Ancak bn süfilere ait olmak üaere Süle-rniVieki HÛfilere ait Hrizleriıı (imuııli bir kısmını da tercüme etmeden, Arapça şekilleriyle aym*n aktarmıştır.
l>; Herevî. Sulerınüıiıı (»Herinde sı<>z koııusn edilen 103 sûfiye 120 kadar
Mihit >'<* sûfî daha ekleyerek esH'rin hacmini iki misline <;ıkarn\ıv^t \r F dılh Hu aûfılerm bir kısmı Hicri l/Miladi Vlll. yiızyıUla ya^mıuîj o\aıwHF\u^ bir kiHun SüVemi de hayat hikâyeleri anlatılan sûrücrin ça^dai^ları, öıu ıuh ^ kumn da Herevî'nin bizzat görıuitu^ü veya isimlerini itjittİRİ ı;ağ,dai^ı kı, bu son kısım oldukça önemlidir. BöyU'ce Her<'vi 4M/iokh) Siı\cm\\\ç^ \
(o 412/1021) kendi zamanına kadar olan süre içinde yaijaıniîj olan svıfıleri eserine alarak araiiakı mesafeyi kapatın ısıtır.
c)Herevi eserine aldığı sûfileri ve bunların tasav\nıfı görüîjlerini açıklamış, yt^ıınlamı^, dc^rlentlirmû}, tahlil elınitj ve yeri gelince de eletjtirıniîîtir. Sü\e-mî'de bulunmayan bu özellik Herevi'uin en önemli özelliğidir.
dHerevî eseri m» önemli ölçüde kendi tasavvmfı görüîjleritıi. zevklerini, hallerim, munâcâtlarım^ dualarını, özellikle tevhit, marifet, tasavvuf. îjeriat, hakikat gibi meselelerle ilgili fikirlerini almı§, bu gibi konularda faydalı bilgiler vermiştir. Oysa Sülemî eserine, kendisinden hiçbir §ey eklemeden sûfılerüı sözlerini aktarmakla yetinmişti.
e)Herevî, sûfileri anlatırken Sülemî'niıı eserindeki sırayı takip etmemiş, çoğu zaman Sülemî'deki sırayı lx>zarak onda önce anlatılanı sonrava. sonra anlatılanı öne almış, bununla beraber bu sûfılerin hangi tabakadan olduklarına da işaret etmekten geri dvırnıanuştır.
f)Sülemî eBerini vaaz meclisimle veya tekkesinde mürit ve dostlarına anlatarak yaadırdığmdaıı eser yeteri kadar düzenli olmamıştır.
Bütün bu özellikleri dikkate alınca Herevî’nin Tabakût\ı\^ bir lercvıme de-^iL yeni bir telif e«er nazariyle Vıakmak da mümkündür.
CÂMÎ'NİN KATKILARI
3 Aşama: HerevTıiin ferini sarleleştiren Cami yaptıj;\ ek\or\o t'seri uer' yeni baştan telif etmiştir ^Wnne yeni \nr isim vermesi t\e bunu g^iıstt inektedir.
Herevi İlin çağı cüduklan \\nXiiv onun tarafuuiau h5z kuuusu tHUUne •afilerin lıavat hikayeknııi aıılaiarak işe Imşlayau Camı kendi laıuauma dar yaşauaş iAmv ı^fılik‘nn tmıuaınım «ipruM ahuaya çalışnuş, ancak VİB •M^nne aiaınatiı^ Imusi mutaaavvıflar kalımşUr C'ami'uiu e»an\ı\iu imAV şovk |i^)riferık*t>Uır
m) hMmtr nMiıyge hır gjurvş VK>lunm ekleruuıtı
NEFAHATÜ'I. ITN.%
\EFAHÂ7^m Şkhhİ
('AıuF'niii en yaJüU ımirit ve yıkirtlerindnı olan, vf'fat (vlinr<‘ îjf‘y}ıi„ijj ımwı gömülen Naıivuddin AUlulgafılr LAJî (ö. Ü12/ir>0fi) tarafından Nr |i»rh vMiInnştır Şerhin gayesi, Cân)i‘nin o/^Jn ZiyâHdin Vn.snrun Hâf 't kolay anUmasıdır '
\EFAHÂ7^1N ZKYÜ
Zıvâeddin AMulgafûr I^î, Nefahdfa. bir zcyl yazmış ve burada Cami hakkımla sıhhatli bilgiler venniştir.
NFFAHÂfiN Tercümeleri
1 Sefahat ilk defa m<*şhur Çağatay edip ve şairlerinden, ayın zamanda Cânıî'ıuıı daatıı olan Ali Şîr Beğ veya Emir Ali Şîr Nevâî (ö. 907/1501) tarafından gözden geçirilip genişletilerek Şark Türkçesine tercüme edilmiştir. Bu terrüme Nakşilierıdiliğin nazariyat ve ananelerinin lıelli bir tarikat şekline gmneHİtıe ve Sünni Türk münevverleri arasında yayılmasma hizmet etmiştir.* NevaTnin bu tercümeye özellikle Orta Asya Türk sılfileri eklemiş olması 800 derere önemlidir
Cami Ali Şîr den l>ahsederken. “Emir Nizânu>ddiıı Ali Şîr ... bu fakirden, es'vel hatıra hutur eden suretin mislini istid a eyledi” der. Bu tercümenin ismi NtBâtmulrMehabbt min femdimil-futuve'dir}
2 C’âmî’nııı vefatından 29 yıl sonra Lâıniî Çelebi, Sefahat \ Utı Tîırkçesi-ne. yanı Anadolu Türkçesine tercüme etmiştir.
3. Nakşı şeyhlerinden Tmeridin Zekeriya Asnıanî (ö. 1001/1592) Sefahat i Arapçaya tercüme etmiştir
4Silvmtre de Sa^T, Sefahât'm mukmidımesini Fransızıaya terc'üıne etmiştir
5Hn>wne w Pernan Literatüre untier Tatar Dofmnmnnndu (Caınhridgf' 19201 Nefahâi tuückmdH geniş bilgi vardır
Bkf Ah Aügar Hikmet (Mm< Hayait tft E$erieri. f. 201.
BJu Z VMl Togan Uiâm Armkhprdm. “CAiıır ve “Ali Şır” ııuMİdelıırı İmsaM. I97V nşr hrmmJ Erasian
NEF.KHATirL UNS
Kını^olenien Golrn Munis NeflıaUu*' diye temımo etmiî^tir uın Türk'e ifadesi “KıuLs Ha/erâtnidan Gelen İuıs x\('nmlan" şeklind,»^-
ha, lins.hadmt ve kvKİs kelımelen birer tasavvuf ıstılahı [terim. öz(.ı
vukkmmt^ îk>zeükled olduğu K'uı tek kelimeyle terriınıesi doğru drğiUiij-
Stfhtk: UAvıha-ı tayyiVıe, ho^ ve güzel koku. ınelteın, ılık ve serin anlamına gelir Cem i nefahâttır.
ünn Heybetin zıttı olup ae\im;. ve saniinii olmak anlamına gelir.
Hadrtt-Hadardi Huzur, hazır olma, dergâhta bulunma, Allah m sıfat, fıij ve isimlerinin zuhur ve tecelli ettiği yer anlamına gelir. Mahdar, rneclâ ve mazhar da [ı^uUan: mahâdır, meıâli ve mezâhir] aynı anlama gelir. (')rneğm ilim lıazreti liemek. Allah'ın ilim sıfatının nıevcut vc hazır olduğu. gonildüğu yer demektir. Kısaca celali ve cemali teK'ellilerin zuhur etm€^ine ve görünmesine hazret denir, manevi ıııertelK' anlaınnm da gelir
Kuöa: Mukaddes, münezzeh, mualla, müberra, müteal, yüce ve yüksek demektir Bu kelimeyle çoğunlukla Allalı ın yüce varlığı ile sıfat, fiil ve isimleri kastedilir.
Buna gÖTt» eserin Türkçesi “Kutsallık Makamlarından Gelen Hoş Kokular demektir. Allah m isim, fiil ve sıfatlarına en mükemmel şekilde mazhar olan msaıı, öselUkle velilerdir. O halde ilahi âlemden gelen güzel kokularla göııül-lert* ne^* ve sevinç gelmesinin mazharları ve araçları evliyalardır. Evliyalar aracılığıyla iman, kutsallık makamına yol bulur ve orada gönüllere ferahlık ve rahatlık v«»ren güzel kokularla neşelenir, cemali tecellileri seyr ve ilahi gü-aeiiikleri temaşa ederek derin bir ruhi haz alır. İşte bu eserde anlatılan her bir veli, insamtı obur âlemi, melekût âlemini, ilalü ve rabbani âlemi seyr ve temaşa etmesi için bir pencere<lir. Mülk âleminden sıkıldığı için melekût âlemine. maddi âlemden usandığı için manevi dünyaya, şehadet âienıindtMi bıktığı iç'iu gayb âlfMiıiııe. süfli âlenulen lıezdiği için ulvi âleme, lıedc^ı kafesinden lıapıs hayatı yaşaıuaktaıı lıezdiği için ruhlar âlemine açılmak, o âlemleri sevr ve temaşa etmek isteyenler, bu eserde anlatılan süfileri o âleme geçiş için bir pencere ve kapı olarak görmelidirler. Süfilerin bu anlavışla okunmaları halin-iie zihinler açılır, zekâlar bilenir. ıııuhayyiU* kıuireti kuvvetlenir, düşünme gücü fazlakifir, hirak kabiliyeti gelişir, araştırına ve yeni şeyler öğrenme merakı çç^ır. Netk!«le ınaan kendi sırrını da, âlemin sırrım tia kavrar, lUhi ve
Şeyh Mahmud bin Oıman bin Ali NakJcaç bin İlyas, Osrnanlılar zanıanırui^ Bumı dâ do^^p («77/1479) vıne burada vrfat etmiş (933/15:12) olan meşhur bir mutaflavvıf. giıçli bir edip \t büyük bir âlimdir. Lâmii'ııin df*desi Naklüi| Ab Pifa. nakkaşlik sanatında tanınmıştır Bir ara Timur tarafımian Sern^f. Juifit'a ı^uruJmuş ve dönüşünde Bursa’daki Y'eşiJ Cami ve Yeşil Türbe nin nakış ve teı\'in işimle önemli hizmetlerde bulımmııştu. Babası O.sman Çelebi, n Bayezid'in İjazıne defterdarıydı Mahmud Lâmiî Çelebi, babaları ve aile fertlerinden daha birçok kişiyle birhkte Bursa'da Hisar mahallesinin Ortapa-zar semtinde, şimdi harabe lıalde bulunan, fakat yakın bir geçmişe* kadar fta-majHiB aylannda faal olduğu semt sakinlerince ifade edilen küçük bir mescidin haziresinde gömülüdür
Tamnmış bir aileden gelen ve bütün hayatı Bursa’da geçen Lâmiî genç denerek bir yaşta, dinsel heyecan saikivle büyük Nakşilıendi şeyhlerinden Emir Ahmed Buharîye intisap etmiş ve hayatı boyunca ona bağlı kalmıştır Daha srmra Molla Camı gibi bir kişinin eseriyle ilgilenmesi, esasen mizacı iti-hariyie tazavvuftı meyal olan tarafını ve Nakşibendiliğe olan bağlılığını daha da foçtendimuştir Lâmiî. Molla Câmî'nin çağdaşıydı. Molla Cânıî vefat ettiği zaman otuzlu yaşlarındavdı. Molla Câmrnin Anadolu’da güçlü bir temsil-caa kimJiğiode görülmesi sebebiyle ktmdisine Molla-i Rum ve Cânıî-i Rum de-Dİİmiftı Halvet, uzlet ve inziva hayatını sevmesi, faydalı ve güzel eserler ver-nmaime imkân vermişti.
Eserleri
I. tkreinânur Aiıiaki tnenkıMer ve hikâyeler içerir. Hu hikâye ve menkıbeler VafıL Alıduika<lır OvUnî. Ibıı Arabi ve Bahauddin Nakşi-baad cie» derlenmiştir
İîeTe/utmfân Ituutnm aşrel-i mahlukat olduğunu, hayvan ile inaaıım tsfUştfmm şeldiiKİe anlatır
Mıtkiri-i İmam IIUMejfrı Kerlıelâ lacıaaını konu alan bir ım*snevıdir. Şifkrrriifû Barm Bursa frdıriiıi aevdırmek ve tanıtrııak makiiadıyla yu zıltKiiftır
LAınii. Salaman u Ah.nalS Cânırdfiı, Vâmtk u Azrayı UriHuriMen ve Vt» u Rdmin 'ı Fahr-i Cürcani'dcn Türkçpye aktarnıiijtır.
Otu* kadar tornimr ve pac*ri bulunan Lâıııib C^âıııî'den Şf'ttahidu'n-Subüifve (İKtanbul, 1293/1876) ifiinıli bir m-r daim tercüme etmujHe de kendishır asıl jjöhret kazandıran kuşkuHuz Câmi'nin Nefahâtu'l-Üns min ha-darâti'l-kuds isimli <*serinin Türk<;e tercüme«idir. Lamü twriıı Türkçeeiııe Fü-tûhu'l-miicahidin li terjfit kulûhi'l-muşâhidin adını venuişae de bu mim tutulu ınanuş ve c*«er Nefahât tercümesi tliye meşhur olmuştur
Sefahat aslının yerini tutarak bir jiçlizpllikle ve mükemmellikte U^rcıime fdilmiştir. Lâmii'nin kendi tercümesi için “tercüme-i dilpezîr ve t€^kîre-ı bi nazır" demesi haklı bir iftihardır Bu tercümeyi inceleyenler Lâıniî'nirı Farsçaya ve günün Türkçesine ne kadar hâkini oldu|l(unu anlamakta gıiçluk çekmezler. Eaer Kamil Caııdoj^an ve Sefer Malak tarafından da yeni harflere aktarılmıştı (İstanbul, 1971).
Tercümenin Bazi özellikleri
1 Tercümede metne kadık kalınmıştır Bu tercümeyi aslıyla karşılaştıranlar, metni ve tercümeyi kelime kelime takip edebilirler Tercimıede yer alan çok az hatalar ve bazı eksiklikler basmı yanlışlıklan olarak dtışünülebilir. IJH-miî nin liazı Arapça ve Farsça mc»t inleri tercüme etııuHİeıı aktarmıştır.
2. Lârniî, bazen metinden ayrılarak es€»r<* yeni unsurlar eklemiş, tekrarlar dan sakınarak tamarnlayu ı mahiyette yaptığı eklerle esen «laha da giıael ve faydalı hale getirmiştir. F>*aaeıı NefaJıâi'i tercüme eslerken eklerle genişletmede Herevi'den bu yana âdet olmuştur Ama eklerin ve genişletmelerin neU'i ol-(hMtu belirtilıiMmıiştir. Aslıyla karşılaşMrııuulan eklen ve genişlet ıuel«*rı belirlemek ınümkiuı değildir. Biz burada sadcae iki örnek vercM*t*giz.
a) Rai tercuniMU l>ahsmın ilk iaıni olan kiNim metinde 31 sayfayken, ayın ierciimede 86 sayfadu Metin 6:M> (l'ahtan, 1.33<»/Ittl7, llic n, Stuımi, Mehdi- tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder