tesettür ile evliyalar bilgisi

tesettür ile evliyalar bilgisi

 ve sizlere en güzel bilgileri yazan tesettür diyorki yonlennı a<^ıkUiTU«İ4 toî luJip netetlen kesilir Nasıl kalmasın ki, /cvkc day nüler hutım marüetienn rt buluşlann başı, ilahı ve ledduni ikinin latifelen 'ı^kıp ıknı uıtıUhUr ve lafn tarifler değillerdir. “Yabancılar so/u edilen konui»^ yainma ehknın tant vt erbabının ödetmesi sayesinde bilirler.” Nitekim Zeynu^ Ibkd ve ^eyhu’l Evtit Ebu Fadi Muhammed bin Haşan Serahsı (Ics. ) Hucvm’ıun K/^fu'l-Mahtüh ısımk etennde ge^en bir sözünde şöyle buyurmuştur. Hak Subhi nehu ve Teâli bir kuluna inayet ederek kendisine bir konuyu açıklarsa, o kulun halı kuvvetlenir, konuşan dili fasih olur, o derece b güzel konuşan herkes onun ifadesi ne hayret eder. Akıllar onun sozlennı anlamakta icız kalır. Bu nedenle dinin ululan ve ehl i ytbn Üımlen olan tasavvuf yolunun buyuk şeyhlerine (k.s.) ait ifadelerde muteşibıh [mecazı anlamlar yüklemeye uygun] ve müşkül sözler çok olur.
[Suhreverdi nın] Avartj tercümesinde şöyle denilmiştir. Peygamber in (s.a.v.) hadıslenndc ve şeyhlerin (ks.) sozlennde geçen her kelimenin bir zahiri, bir de bitini vardır. Her bitinin bir bâtını daha vardır. Bir bmse, zahirden anlaşılan mananın gereğine göre hareket etmezse ilk bâtını anlamaktan nasip alamaz, fik bâtından anlaşılan mananın icabına göre amel etmezse, ıbnci bâtını anlamaktan nasip alamaz. Bu byasa gı>re her fehm ve anlama bir amelin delili ve her amel de bir fehm vc anlamanın sebebidir Allah'ın dilediği noktaya kadar bu böyle devam edip gider.
özellıbe Ehlullah'ın meşrepleri muhtelif olur. Habkat itibariyle bunların hepsi arasında ahenk varsa da yine de kimi genel zorunlulubardan ve özel makamlardan bahseder. Orneğm dünyada zahit olarak yaşamak, avamdan olan acemiye nispetle sorunludur Oysa havassa göre öyle bir zühde karşı zahit olmak gerebr. Zira bu makamın sahibi esas ıtıbanyle dünya için bir değer ve önem görmediğinden, dünyaya karşı zahit olmayı kendisine bir makam edinmez.
Kiminin meşrebinde şathiyat galip olur. “Bu âlemde fail benim." “Cübbemin al-tındab Allah tan başkası değildir" demek boyledır. Çünkü şatah “kendisinde, dava ve benhk bdrusu bulunan soz" diye tanf edilir.
Kjmı tçmt dalan vecd hallerini açığa vurur. HalJac'ın “Ene’l-Hak" demesi gibi Kjmı IHM ve naz sahibidir Bunlarda Berh’ın sıfatı galiptir. Bunlar ilahı huzurun oedımiendâr, hizmet ehli
[Padı>4hın] Vezirleri makamca daha yüksek olsalar da nedımlen kelamda daha kuvvetlidirler. [Nedimler padişahın huzurunda vezirlerden daha serbest konuşur.]
Velhasıl zahir itibariyle şeyhlenn tezlen arasında muazzam farklar görülmekte dır. Bunlann tatbikinde, hakikatinin tespitinde, tekfinde ve bırleştınlmesınde akıllar hayret içinde kalır. Bazen bırbırmı kifirlıkle suçlarken, bazen btrbinne saygı gös-tenp hürmette bulunurlar, öyle zamanlar olur b, bir taraftan bırbııienne muvafakat ederken, [7] diğer taraftan bu ona, o buna muhalif toz söyler. Zira bmınm sahv ve ıfakattab sozlen övgüye değerdir, bmınin seb ve hayretteb nuktelen mazurdur. O şeriatın zahirine nayet eder, bu hakikat sırlanndan bahseder. Kendılennde kuvvetli bir hal bulunmayanlar, o makamlarda muhalefet gorup durumlan sarsılır, kalplerinde sapma arzusu ve yoldan çıkma eğilimi bulunanlar ya inkâr ederler ya da Tanntanımazlığa düşerler ve her şeyi mubah sayarlar [ibahılık]. Mısra:
Herkesin kendi anlayışına göre bir zannı vardır.
Allah onunla birçoğunu dalalete duşurur, birçoğunu da hidayete ulaştınr.
BAKARA 2 26]
İmdi Nefs i Miskin bu konulan mülahaza ederek o maksadın gerçekleştirilmesine kalbşmaktan el etek çekip uzak durdu. Teslim başını nza eşiğine koyarak bu işin elinden gelmeyeceğini an. Kendi acz ve kusurunu itiraf ederek, bu ışın tehlikesin den ve zaranndan endişe etti. Bu halin üzerinden sayısız zaman hesapsız geceler ve gündüzler geçti. Ama ne yapalım. Mısra:
Olmazmış zemane işi ihtiyar ile
Kul tedbir alır, ama Allah da nasıl isterse öyle takdir eder.
Tesadüfen bir gün samimi kardeşlerden ve vefalı dostlardan bir cemaat -Allah bunlann çalışıp çabalamasını takdir etsin, davalanm hayırlı bir şeküde kolaylaştır sın- bu habre gelerek, söz sözü açar dediklerince Nefahâtul-Uns btabım soz konutu ettiler. Tercüme olunması için son derece ısrar ettiler. Bu konuya fazla önem verdiler. Daha önce bahsettiğim mazeretleri ilen sürmüşsem de bir faydası olmadı. Her ne kadar aczimi ve eksikliğimi ortaya koyarak habrlığımı gosterdıysem de neti ce vermedi. Hangi kapıyı açtıysam onu kapattılar, hangi cevabı verdiysem onu reddettiler. Senden istenen btabı Turkçeye çevirmek ve Rum’un [Anadolu nun] lanumı taliplerine hediye göndermektir* dediler. Ahıretın için azık olur, isminin
kMfttk fâd edüniMBie vwıle otur. Ztn "SaJıh kimiler anıJmca rahmet
hm mMki otâum mnr ve ıbtuaamiınnj Haklan havaJesı ve FiaJ-ı Mutlak âkmm bââmL Laâoıı eoM» olraaTi kmrvetlendınnek ve ikini kemale erdirmek «k fwe akp Hbİurvfe Irveccuh ettim. Ahbapların ricalarını kabul etmem ^aı« tıÜrİi İAJ^ kapdamn aplmastyü da işaret venidi. Derhal Haklan fazlına tevn. iril «r Hada iHD lutfena tevekkül ederek btabtn tercümesine giriştim Meranu ıf}. dede ve mü ortafa getamede Mevtini Cimi nin (r.a. j izinde gittim. Zira şeşhlc* na liiliraa ve aozierau beyan ederken ıfıdenın siyakında istiareye nayet etmek mmmdtno hm sözdür, meramı da aksatır. Oysa ehJullahın sozu cevimi 'i kelimdır ■hh. Peygamber aı az »ozke çok anlam ifade etme vash -yn]. Veciz ve beliğdir Be aMkaadı apklarken yennde söylenmiş bir sozu atarak fesahat göstermek rezalet» ta ktndmdm. "‘Rabbmm sozien ıçm denizler mürekkep oU»ydı, Rabbımın soden bmnadefi önce demzier tükenirdi.* KfHF l« 109^ [8] Nitekim nurlu bir tabuta la-bşp obaı Üstat da (ru.) kendi ifadesini, sûfilenn ifadeleriyle sınırlamış, beyan ve Mçdâmuhnru oniama işaretlen istikametinde yapmıştır. Yanı sûhlenn ifadelerini çoğu kez aynen nakletmiş, ya ele alıp kelımelenn zahın anlamlarını yazmış, lafızlara kımniın kayıtlardan kaçmamış, çoğu kez muteşibıh [mecazı anlamlar yüklemeye «lanlannı hafledıp açmamıştır. Beyle yapmakla sanki ehil olan herkese ■Mbmı. dul obnayanlar ise mahrum olsun demek istemiştir. Zira sûhler Hak Te-âHaaı fmilde rıılır Ehil ohnayanlara suian açmayı haram bilirler. Onun için de hmmdm ımıriık surette sakınıdar.
bndı bdbsrddm usinp aynen tercih edilerek, örtüsü misk kokan Nefahât baştan MM kadar Mrcımıe edddİL Gvış kısmında ebrinn ahvaline, ahyinn Uvırİanna ve thcmimhGmjfk m tabak,ifma dav bir nice varak kulliyet üzere özetlendi. Zira *Tama-m aide rffİmırvyn bir şryn tamamı terk olunmaz.* Yer yer sıhhatli menkıbeler bnw tiklmrrk ekkndL Aalaydnusı zor ıhdekr aynen nakledilerek, kudret elverdi-pmce yme kndâtram âçıkUmm ve tekvnyle hailedjidı. Rum [Anadolu] şeyhle-nmdm w tm soarakt tardutten o kitapta akredtimeyen azıziertn menkıbelennden bgfbirip hm aabıb hm şekdde eir geçınkfayse kısaitılarak söylenildi. Nazım:
HmmmUmmmm, emekamJ0naûİsuh,
Nimetin şükrüne bizi ilettiği için.
Binlerce şukur ve hamdolsun, bu arzunun tamamlanması ve bu isteğin sona erdirilmesi, Sultan Süleyman’ın Belgrad isimli kalenm üstüne yuruyup vardığı günlerde kolay ve mukadder oldu.
İslam padişahı, âlım ve malık olan Allah’m gölgesi, sahıb-kıran [her zaman başanlı olan hükümdar], cihan hâkimiyeti akdinin rabıtası, güven ve korkusuzluğu yayan, zamanın rahmet mehdisi, tül ve arz ıtıbanyle dünyadaki memleketler maliki, Sızı yeryu/unde halifeler kıldı” 'KN’AM 6 I65i şerefiyle müşerref olan Mekkc-ı Mu-kerrcme ve Medine ı Munevvcre’de, iki şerefli haremde hutbe ancak yüce emnyte okunan, Arabın ve Acemin sikkesi sadece onun büyüyen ismiyle darp olunan, icat ve ayanın özü, açıktan görülmeyen ordularla teyit olunan/ öncekilerden hiçbir sul tanın, sonrakilerden hiçbir hükümdarın sahip olmadığı keramet kendisine tahsis edilen, adalet dairesinin kutbu, adaleti kuşatan dau-enin merkezi, takva sahiplerini irade eden, samimi olanları seven, İskender’den daha yüce bir şanı olan, Al-ı Osman’ın iftihar vesilesi, sultan Selim oğlu Sultan Süleyman Han. Yüce Allah mülkünü ve kudretini ahir zamana kadar baki kılsın, fetih ve zafer şafaklanndan hilafetinin müjde veren işaretleri durmadan doğsun, yüksek noktalarda kurulan şefkat çadırla-nnın gölgesi daima köylü ve kentli üzerine olsun. Allah seleflerinin burhanlannı [delil] türlü türlü ihsan ve ikramlarla kıyametin kopacağı ana kadar nurlandırsın. Kıyamet uğursuz ve [9] akılsız Enkures’in [Macarlar] üzerine kopsun ki, bunlar Rum Arkalan ve haç sahipleri içinde AsferoğuUan diye şöhret bulmuştur. Puta ta panlar ile yasalan olanlar arasında mübareze ve celadetle muteber olmuştur. İslam askeri zafer bildiren sancaklarla yürüyüp Belgrad namındaki kalenin üstüne yumdu. Burası küfür diyarının müstahkem bir mevkii ve tahkim edilmiş bir kaledir. Semalar gibi yüksek ve sağlamdır. Hadsiz hesapsız savaş araç ve gereçlen yığılmıştır. Dibindeki hendek dağ gibi kuleleri, çağlar geçmekle demir olmuş, içi ehremen kâfinyie Kaf gibi dolmuş. Bu zamana gelinceye kadar nice büyük ve başanlı padişah çok sayıda askerle, göklerle boy ölçüşen o kaleyi fethetmek sevdasına düşmüştü, ama kalenin eteğine bile elleri ulaşmadı. Adına hutbe okunan ve sikke basılan hadsiz hesapsız sultan ve kahraman, sayısız top ve tüfek kullanan silahşor göndenp ve 5n’ır.3 her çeşit cephane verip kaleyi almaya rağbet ettiler. Fakat kale kimseye bo-
yun eğmedi, tultanknn ödemi obrak kaJdı. O kadar sultanın bağrına vuklat ümidiyle gonuJJennı almıştı. Nazım 'Hp
Gu/a ât koli uzerme atılan top taşların Cem e4tp hır yere çerh-ı et rJm-ı enciîm verdi nam Seyl‘veş, ta onun etre^nda akan kanların Go^ertr adm Şi^ak koyup bu devran suhh-u şâm
T una dedikleri akar ırmak ne Seyhan ’a benzer ne de Ceyhan ’a. Azgınlıkta okyj nuslardan daha ferkeş ve daha asidir. Zahirde gerçi mülayim gorunur, fakat esası gayet kasvet vencıdır. O muazzam hısann yolunu tutan bir bent olmuştur. Sanırsın kı eski zaman padışahlannın onun hasretinden akıttıkları gözyaşları toplanıp, ağla yan bir deniz olmuştur.
İmdi yardım sığınağı padişah: Buğun Allah m emri karşısında ondan başka ko ruyucu yoktur ' HÜD 1143' Ramazan ayında o kale-i feiegerdar-ı biyar-ı ban fetheyleyerck himayesi altındaki memleketlere ekledi. Kâfirlerin kalplerini tam olarak kınp Müslümanların içini ferahlattı. Ondan başka nice kale ve bölgeleri tasamı hı altına alıp yağmalanan ve alınan mallarla mücahitleri ganimet sahibi kıldı. İçinde put ve heykeller bulunan mabetlen İslam mescitleri haline getirip beşaretnâmeler ve müjdeler memleketin her tarahna ve her yöne yayıldı.
[ lO] İmdi iradesiz olarak can bülbülü nağmelerle öterek, bu hadisenin tarihi için Ev fâtıh-ı mulk-ı Enkures" diyıp renkli bir şekilde terennüm eyledi. Yine iradesiz olarak Tutı-ı cinin Hâlık’e şükredip o tarih bir kere daha tekrar edilsin diye, "Bıldd-f EnkûreS’i eyledi Jeth’* mısrasını hoşça terennüm eyledi. Ayet ve alametleri kutlu olan bu tanhı, kıtab-ı ferhude-meabla, bu uğurlu esenn tamamlanmasına muvafık ve mutabık duştu. Jlu halde bir eşi bulunmayan bu nasihat ve gönlün kabul ettiği bir tercüme olan mübarek ismi Fütûhul-Mucahıdın, luTervıh-ı kulûbıî-Müşahidin [Mıi-iahitkrm, Gozlemalenn Gönüllerim Ferahlatan Fetihleri] [Zajemâme] olarak saptandı fBelgrad ın fethi 928/1521 yılındadır.]
Ümit edilir kı, işık-ı sadıkların gönülleri ve muhibbi muhakkıklann tabiatları bu tetifîleri dinleyerek dünyanın sonuna kadar sevinir ve neşelenirler.
Bu iutaİN tercüme etmeye kalkışan bu zavallı kulu ve kusurlu hastayı ferah ve sahi Vâkıtiennde hayırduayla yâd ederler. Mütercimi, devran kâtibinin ehnde ucu kırık hır kâlem gibi
Sevpk kınayarak dedi la: Utan, yuh sana
Benim gulyanağım burada olacak ve sen güle bakacaksın ha!
Kuşeyri Risalesi nde demliyor ki: V^eb kebmesınm ıkı manası vardır. Bin fed sı-gâsı üzere mehil manasma gehr. Bu manada veb, [12] Allah Teâli nın İşını üzenne aldığı ve kayırdığı şahıstır. Nitekim Hak Teâli, “O sabh kişilerin işlerini uzenne alır ve bunu kendisi gorur* [a rAF "’:I06 buyurmuştur. İmdi Hak Teali o kimseyi bir an kendi nefsine bırakmaz. Belki yüce Allah onu gorur, gözetir ve kaymr.
ikinci mana veb, feil sıgismda ve mübalağab ısm-ı fail manasında kuUambr. Bu manada veb, Allah’a ibadet ve tiat ışmı üstlenen şahıs demektir. Ardı arkası kesd-meyen ve araya bir isyan hab girmeden velinin uzennde ibadet ve tiat hab cereyan eder durur
Bu ıJu vasıf veb için şarttır. Velinin veb obnası için en mce noktalarına varıncaya kadar Abah ın hukukunu eksiksiz olarak yerine getirmesi, rahat ve sıkmtılı zamanlarda AJİah’jn onu surekb muhafaza etmesi icap eder.
Masum olmak nebi için şart olduğu gibi [günahta devam ve ısrar etmemek manaauıa gelen] mahfuz obnak da veb için şarttır. İmdi bir kimsenin üzerinde bu-lunduğ uhaie ve harekete, şer'ı hukumlenn lürazı ohırsa, yanı davranışları şenata uymaz lae, o kimse kanmıştır, aklanmıştır.
Bayezid Bâstaml (Jls.) veb alarak tanınan bınsının ziyaretine gitti. Zaviyesine gekh ve çıkışım beklemek için orada oturdu. Bu kışı bir sure sonra dışarı çıktı ve ktbieye doğru tukurdu
Bâyeud bu durumu görünce selam bıie vermeden gen dondu ve *Bu kışı şerı
jtın adabından bir edep konusunda bile emin bir adam deldir. Hak 1un sırlan konusunda nasıl güvenilir kabul edilecek” dedi.
Şeyh Ebu Said Ebül-HayT’ın (Ics.) huzuruna bir şahıs geldi, önce tol ayağını mescide attı. Şeyh ona, “Geri don, çünkü dostun evine girme edebini bilmeyen bir kimseyle sohbet etmemiz uygun olmaz” dedi.
Şeriat, tarikat ve hakikat, butun bunlar şerefli edeplerden ibarettir. Evityamn mahfuz, enbiyanın ma.sum olmalan konusunda ulenva arasında uzun uzadıya konuşulmuştur. Tarikat erbabının tercihi şudur; Veliler, günahta ısrardan mahfuzdurlar, yanı gerçi onlardan zclle ve küçük hatalar vaki olur, ama günah üzerinde ısrar etmezler.
Cuneyd’e (r.a.) “Veli ve arif zina eder mi” diye sorulunca bir süre başını onune eğdi, sonra kaldırdı ve [13] “Allah’ın ışı takdir edilmiş bir kaderdir” ' \H/AB , yani hiçbir şey kazayı geri çeviremez, olacak olur. Ariften hatanın vaki olması uzak bir ihtimal değildir” [Allah’ın takdirinde varsa, arif ve ermiş kişi zina edebilir] dedi
Şeyh Ruknettin Alâüddevle Sımnânî (k.s.) şöyle buyurmuştur; Nebiler (a.s.) bstcn günah işlemekten masumdur. Veliler ise günahı önemsiz görmekten mahfuzdur. [Adam sen de, Allah kerimdir diyerek günah işlemezler.]
Mustafa’dan (s.a.v.) rivayet edilmiştir. “Affedersin, ey Huda. Bütün günahları affet, hangi kulun vardır ki küçük günahlardan beri ola?” [Azaptan acı duymayan hangi insan vardır?]
Ve ben bu biçarenin katında, kulun kendisini kusurlu ve suçlu bulmamasından daha beter hiçbir günah yoktur.
MARİFET-ArİF-MUTERİF VE CAHİL HAKKINDA
Manfet [tanımak]: Avartfu'l-maanf in üçüncü babının birinci fasimda şöyle denilmektedir: Marifet özet olarak bilinen bir şeyi ayrıntılı olarak tammaktan ibarettir. örneğin bir kimse nahiv ilminde, bütün laftti ve manevi âmillerin nasıl amel ettiğini özetle bildikten sonra her âmilin ahvalim aynntıh bir şekilde gereği gibi düşünle, sonra Arapça terkiplerde bunu okuduğu veya tertip ve telaffuz ettiği vakit düşünmeden ve duraksamadan her binnı yerli yerinde kullanabilme melekesini ka zansa buna “Marifet i Nahv” [Nahiv Bilgisi] adı verilir. Aynı şeyi düşünüp taşındık-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder