tesettür ile evliyalar konular
evet sizlere bugün tesettür dyorki nurdur, nereden gorebılınm’ buyruJmuftu. Tenzihten yını olanlar bu hadM böyle anladılar. Fakat tembihten yana olanlar ıfMİeyı *Ofio bir nur şeklırKİf fOrdum' diye manalandırdılar.‘Vıonullennde haktan meyletme amiiu bulunanlar htne peyin dr kayarak ve te yılım isteyerek Kur'in’m mutcşâbıh ayetlerine Ubı olurlar. Üyaa muteylbıh njs lann manasını ve tevilini Allah’tanbaykaıı bilmez.” Kl 1 \ Bazı muhak
kikler, hakikatte ten rıh dahi Hazretı Haklu mücerret yeylert teşbihtir demiftır Şeyh Muhyıddın bin Arabi (İli.) *Tenzıhe kanı olurun Onu basamış, teşbihe kanı olursan sınırlamış olursun. Şayet her ikisine kanı olurun doğru yolu bulmuş olur fiun, bu takdirde marifette önder olursun* demiştir. [64] Seyyıd Şeni CureknJ (r a. I demiştir ki: Bir sûfıyle bir kelam âlımı münazara ettiler Kelam âlımı, Ben kedi ve kopekte zuhur eden bir Huda’dan bezdim, öyle bir ilah istemem” dedi Sûfı, “Ben de kedi ve kopekte zuhur etmeyen bir Huda’dan bezdim" dedi. Mecliste hazır olan 1ar bu ikisinden bin mutlaka kâfir olmuştur dediler. Orada bulunan kâmil hır kışı onlann sözlerine anlamlar venp açıklayarak dedi ki: Kelamcının itikadı şudur Kedi ve kopek gayet aşağı ve son derece adi varlıklardır. Bunlarla beraber bulunan ve on lara temas eden tam manasıyla noksan ve kusurlu olur. Bu durumda kelamcının maksadı kendisinde noksanlık ve kusur bulunan bir Huda istemem demektir. Sûfi nın itikadı da şudur: Kedi ve köpekle mulabese ve muhalata [ayırd edilemeyecek derecede ıçıçe geçirmek ve kanştırmak] etmek asla noksanlık değildir, tersine Hak onlarda zuhur etmese feyzinde eksiklik olur. Şu halde sûfinin de maksadı, kendisinde noksanlık bulunan Huda’dan bezdim demektir. Bu duruma göre bunlann bezmesi Huda’dan değildir, onun için hiçbirine küfür gerekmez.
Ey birader! Zuhur ve sudur sözlerinden veya benzer ifadelerden hulûl ve ittihat anlamını sakın vehmetmeyesin. Nitekim bazı kısa görüşlü kimseler meseleyi böyle anlamışlardır. Gerçek şudur ki, bu taifenin maksadı son derece incedir, ifadeyle tak dır ve isabetle tasvir edilmesi mümkün değildir. Bu hususta beyan ettıklen şeyler )»r bakıma zihne yakınsa da diğer bakımlardan murat ve maksattan uzaktır. Şiir:
Bir gömlek kı kumaştan dikilmiştir.
Yirmi dokuz harf onun yüceliğini anlamaz.
Arifler “Hakikatin sırlan söylenmez" demişlerdir. Bu soz iki şekilde açıklanmış tır: Biri, "Şeriatın zahınne uymayan hakikatin esran söylenmez" demekbr. Dığcn,
Pır insanın elindeki harikulade bir fiil zuhur et*e, bu durum yt dava ve iddiayla beraber bulunur veya davasız ve iddiasız olur. İddiaya dayanan bırma durumda ya ulu hıyet, ya nübüvvet, ya velayet, ya sihir ve şeytanlara itaat davan toz konusu olur. Povlece dört kısım ortaya ılıkmış olur.
Rınnd kısım: Uluhıyet iddia etmektir. Bizim görüşte olanlar, bir muaraza halı soz konusu olmaksızın böyle birinin elinden harikulade özellıklenn zuhur ctmesmı caiz görürler. Nitekim Firavun tanniık iddiasında olduğu halde elinden harikulade özellıklenn zuhur ettiği nakJolunmuştur. Aynı husus Deccal hakkmda da nakledildı-p İyin bizim mezhebimizden olanlar şöyle demişlerdir: Bunun caiz oluşunun sebebi, Deccal’ın şeklinin ve yaratılış biçiminin onun yalancı oldug;unu göstermesidir. Şu halde onun elinden harikulade şeylerin zuhur etmesi herhangi bu karışıklığa yol açmaz.
ikinci kısım: Peygamberlik iddia etmektir. Bu da iki kısımdır. Zira bu davanın sahibi ya doğru ya da yalan söyler; şayet doğru söylüyorsa harikulade özellıklenn onun elinden zuhur etmesi zorunlu olur. Bunda ihtilaf yoktur. Nübüvvetin sıhhatini ikrar eden herkes bu hususta birleşmiştir. Eğer iddia sahibi yalancı ise harikulade şeylenn onun elinden zuhur etmesi caiz değildir. Zuhur etmesinin farz edilmesi ha-Imde muaraza [karşı çıkılması] şart olur.
Üçüncü kısım: Velilik iddiasıdır. Velilerin kerametlerinin olacağı görüşünde olanlar, acaba keramet iddia etmek caiz midir, değil midir? Sonra keramet davaya uygun olarak vukua gelir mi gelmez mi konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Dördüncü kısım: Sihir iddiası ve şeytanın itaatidir. Bizim mezhebimizden olanlara göre böyle birisinin elinden harikulade şeylerin zuhur etmesi mümkündür, Mu-tcıılc’yc göre mümkün değildir.
Dava vc iddia namına hiçbir şey olmadan bir insandan harikulade bir şeyin zuhuruna gelince: Bu durumdaki kimse ya [7l] salih ve Allah’ın nzasım kazanmış bir Şâhıs olur veya pis vc günahkâr bin olur. Birinci durum velilerin kerametini kabul etmektir. Bizim mezhebimizde olanlar bunu ittifakla kabul etmiş, Ebu Haşan Basn ve yoldaşı Mahmud HarizmI müstesna Mutezile reddetmiştir, tkıncı kısım, Allah'a itaat halinde uzak bulunan bazı kimselerin elinden harikulade halienn zuhur etmesidir. İıtıdrac ismi verilen budur. Vukuu mümkündür.
Fahri Râzi'nin sözleri ve NcfahJt'ın konuyla ilgili bölümün tercümesi burada
bitti.
Bd ki bâtılı hak suretinde göstermeye lugatta sihir denir. Bııc göre haktır, yanı
Çunku dikkat isteyen bir şeydir ve esas ıtibanyle sebebi de gulıdır.
Velhasıl bazı rezil şahıslarca habu ruhlar, şerli nefsler, şeytanlar ve emlerle toz konusu âslr, hal ve rakamlar aracılı^yla tam bir munaecbetı bukmup, bay^ işler ıv'in Hak SubhJInehû ve Tellâ taraândan onlara kudret venlv. Boyiece onları fesat, hfva ve heves mahallinde harcarlar, bunlar sayesinde çok şer işlere kadir olurlar, halkın âdetlenne aykın ameller gösterirler. Oyie zamanlar ohar kı, nefun heva ve hevesine uyarak şiddetli riyazetlere, muazzam ruhbanıyetlere katlanır, eşyaya mu bâşeret etmekle gokcısımlenyle bağlantı kurup keramet suretmde birçok harikulade ış meydana getirirler. Zira Allah'ın izni ve âdeti gere^ gokcısımlcn süfli tavırUr üzerinde etki sebebidir. Etkileri itibariyle bu harikulade işlen inkâra mecal yoktur. Zamanımızda da erkek ve dışilenn baglanmalan ve çozulmelen görülen bir husus tur. Bu ilmin sırlarına vâkıf olmak isteyenler İmam Fahr-ı Râzi’nm Sırr-ı Mektum adb kitabını okusun. Bu kadar işaret anfe yeter, deve tersi devenin orada yurudu^ ne işaret eder, damla golün varbğını haber verir.
KIYAMET Gününe Kadar Evlİyanin (k.s.)
KERAMETLERİ BULUNACAĞINA DaİH
İmam Müstağfirî (r.a.) Delâtlü ’n-Nübüvve isimli esennde şöyle demiştir: Evliyanın kerametleri haktır, bunun hak olduğu Allah’ın kitabı, nakledilen sahih hadis ve haberler ve bu hususun kendi üzerlerinde gerçekleştiği sünnet ehli ve cemaatının ortak karanyla sabittir.
Kerametin Kur’ân-ı Kerîm’deki delillen: “Zekeriya mihraptaki [73] Meryem’in yanına her girişinde yanında bir rızk bulur. Ey Meryem bunlar sana nereden geliyor dıve sorduğu /aman Meryem: Allah katından derdi.* • AL IİMRÂN 3:2"' Müfcssırler derler ki, Hz. Zekeriya, Hz. Meryem’in yanına ne zaman girse, yazın kış, kışın yaz yemişleri bulurdu. Hz. Meryem’in (r.a.) peygamber olmadığı konusunda birlik vardır. Evliyanın kerametini inkâr edenlere karşı bu ayet bir delildir.
Ke^'l-Mahcûb'u şöyle denilmektedir: Hak Sübhânehû ve Teâlâ, Kur ân-ı Kerim de Asafın kerametini bize haber vermiştir. Süleyman (a.s.) Belkıs gelmeden önce tahtının mecliste hazır bulundurulmasını istemiş, Hak Sübhânehû ve Teâlâ, Asafın şerefini ve kerametini halka göstermeyi dilemiş, bu suretle evliyama kerametlere sahip oimalanmn mümkün olduğunu o çağdaki insanlara bildirmişti. Süleyman (a.i.), “Sizden kim Belkıs gelmeden önce onun tahtını buraya getirir?* de
rfN-HtD MUITUBLMJ V» TVVIdD M«U HAKKMDA
^ Ömer de (r.â.) onA, " Yaptı^n iş ısabetUdır Ulam kendiMnden önce ver oUn bu tıv âdetleri nkmiftır. Mektubumun içinde bir ki|;ıt parçası Tar, [77] (Htu alıp Nü'e iX" dıve yardı Mektup Amr'a ulaşınca kâ|(it parçasını aldı, baktı, üzerindeki yazı lodeydı: * Allah ın kulu ve mummlenn eıtun Ömer den Mısır Nü ine: Ey Nü, şayet «m kendi kendine akıyorsan akma, eğer tem akıtan vihıt ve kahhar cüan Allah ite akmanı nıvar ediyorum.* Amr bu pusulayı Nü’ın sularına bıraktı. Oysa o sırada halk v-ebp gitmeye ve Mısır'dan çıkmaya hazırlaruyordu. Zira Nü olmadan işlen gorul ■lUTordu, o sabah yattüar, uyudular, ertesi sabah uyanmca Nü’ın sularının (maltı arşın yukan kalkmış olduğutıtı gördüler. Hak Subhknehû ve TeiU o mektubun yû' su suyu hürmetine o güne kadar şurup gelen o kotu âdeti Mısır halkından kaldır-mıştır.
İmam Mustağhri (r.a.) kendi senediyle Nâh'den, o da îbn Ömer’den (r.a.) nva-ret etmiştir: Hz. Osman (r.a.) katlolundugu gunun sabahmda Resulullah'ınt “Ey Osman, sen yann hızım yanımızda iftar edeceksin* dediğini ışıtmış ve o bu rüyayı gorduğu gecenin gündüzünde katlolunmuştu.
İmam Mustağfıri (r.a.) kendi isnadıyla rivayet eder. Emmi 1-Mum inin Hz. Ali (ra.) hır adamdan Rahbe'de otururken bir kimseye bir sözle ügıb bir soru sordu, adam yalan söyledi, Hz. Alı, bana yalan söylüyorsun dedi. Adam hayu, yalan söylemedim dedi. Hz. Ah. o halde şayet yalancıysan, gozunu kor etmesi içm Allah a dua edevvn mı dedi. Adam, et dedi. Hz. Ali (r.a.) ona beddua etti. Derhal adamın gözü kor oklu. Rahbe den ayrıldığı vakit bir âmâ olmuştu.
Diğer ashâptan, tâbiinden, tebe-i tâbiînden, sûfılenn her tabakasından o kadar çok keramet ve harikulade haller zuhur etmiştir ki, ifadeye ve yazıya sığmaz.
imam Kuşeyrî (r.a.) Rısale'de der ki: Keramet türünden çok miktarda nakledilen ve tevatür haddme ulaşan haber ve menkıbeler sebebiyle, kerametin mcvcudi-vetı ve evlıyamn elinde zuhur etmesi konusundaki bügi kuvvetli bir ilim haline gelmiş, bu ilimden şüphe yok olmuştur. Sûfılenn arasına giren, tevatür haddine ulaşan menkıbe ve haberlerini dinleyen bir kimse için artık bu hususta şüphe kalmamıştır.
Velhasıl evliyanın kerametlenni ispat etmede mübalağa ve sözü uzatma yönüne gıdtlmesmden maksat, bu taifenin ahvalini müşahede ve sözlerini mütalaa etmemiş olan selim kalp sahibi bir kimsenin zamanımızda zuhur eden, evliyanın kerametini, hatta enbiyanın mucizelerini inkâr eden cahillerin ve sapıkların dürüst olmayan sozienne ve ç'ürük menkıbelerine aldanmaması, bu suretle dinini berat etmemesi - tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder